7 Kasım 2015 Cumartesi

uzun zaman ardı

Merhaba sayın minikler :)

Nasılsınız? Umarım keyiftesiniz?

Yine uzunca zaman sonra yazasım geldi. Esasında bir süredir bir şeyler yazasım var ama fırsat olmadı. Zaman o kadar hızlı akıyor ki şu sıralar, gerçekten tutamıyorum zamanı. Fi tarihinde, üniversitenin ilk anlarında bir hocamız zamanın nasıl geçtiği ile ilgili bir grafik çizmişti. x eksenine yaş, y eksenine de zamanın geçme hızını koymuştu. İlk yaşlarda yavaş, 30'dan sonra ise polinomik olarak artan bir grafikti bu. Eğlenceli bir anda, gülerek, şakalaşarak çizdiğimiz için bu grafiği bize şaka gibi gelmişti sanırım. Biraz da ciddiye almamıştık, ancak şu sıralar bu grafikteki hızlı geçişi yaşıyorum gibi. Dün ya da iki gün önce gelen olaylar iki üç hafta olmuş oluyor, farkedince de gerçekten şoka giriyorum... Neden böyle, nasıl engellerimle de ilgili çok da elimden gelen bir şey yok şu anda, dışarıdan izliyor gibiyim artık hem kendi hayatımı, hem de evreni.

Yine çok mutlu bir giriş olmadı gibi. O zaman şöyle diyeyim, uzunca zamandır yapmak istediklerimi yapıyorum diyelim. Artık tamamen araştırma yaptığım ve belli ölçülerde de insiyatif kullanabildiğim bir işe geçiş yaptım gibi. Keyfim yerinde, ancak, gerçekten çok yoğun çalışıyoruz şu sıralar ve bu yoğunluğun da bir süre azalması beklenmiyor kimse tarafından. Başlangıçta şaşkınlıktan olsa gerek çok fark edemiyordum; ancak, dün eve geldiğimde biraz da hasta olma arefesinde olmanın da etkisi ile baya bayıldım. Öylesine yorgun olmak ki o durum, gerçekten sevilesi bir durum değil.

Her neyse işler güçler gelir geçer çok dert değil. Şu anda çayımı almış koltuğumda oturuyorum. Spotify'da haftalık keşifler çalıyor, Cibelle'den Green Grass çalmakta şu an. Keşif değil ki bu? Ben zaten severim :) O zamaaaan geçelim, The Velvet Underground, Sunday Morning başladı. Naysss :) Şu an ruhumu dinlendirmeye başladı bile :)

Bu arada sanırım millerimin süresi bu sene doluyor ve bedava Balkan uçak biletim uçup gidiyor. Aslında çok da bedava değil, vergileri konunca üzerine baya uçak bileti fiyatına geliyordu, belki de o yüzden çok umursamadım. Kim bilir?

Her neyse an itibari ile hapşırdığımdan dolayı, bu günlük bana ayrılan sürenin sonuna geldiğimi anlıyorum :) Kendinize iyi bakın, iyi giyinin. Bakın ben hasta oluyor olabilirim, örnek olayım size :)

Görüşmek üzere

19 Mayıs 2015 Salı

doktor oldum sanırım birazcık

efenim tanıyanlar bilir, uzunca zamandır üzerimdeki bu illeti atmak için yaşamdan oldukça soyutlanmış durumdaydım. az biraz bitti nihayet. bu hededen kurtulduğumda yapacak pek çok planım vardı. hatta ortamlarda ağzımdan reklamları ile birlikte bir türk dizisi izleyeceğimi beyan etmiş dahi olabilirim. yurt dışı planları, tatil planları falan allah'ın emri zaten... yok şu kadar bilgisayar açmayacağımlar, makale okumayacağımlar falan gırla yani.

ancak, iş öyle olmuyormuş.

şu an bitme arefesinde olan projenin tamamlanabilmesi için yardırma, çalıştayın yapılabilmesi için davetiyeler, makale revizyonları ile eş zamanlı olarak uğraşmaktayım. bunların yanında unuttuğum iki bildirinin yazılması ve haftaya katılacağım konferansın sunumunu hazırlamam gerekmekte.

bu işler bittiğinde ise yapılacak yeni işler sırada bekliyor :/

az biraz sosyal hayatım oluşmaya başladı tekrardan. bi tık var yani :) kime kahve sözüm var onları da hatırlasam iyi olabilir bir taraftan, çok ayıp oluyor sonra. evet, dertliyim. geçecek ama, az kaldı :) böyle böyle ömür bitecek sanırım...

11 Ocak 2015 Pazar

geçmiş zaman olur ki...

şu sıralar blogumu yeniden hatırladım :) ve evet mutluyum...

herkesi hüzünlendiren bir şey vardır muhakkak. ancak bana en fazla hüzünü tattıran şey, bir şeylerin olmuş olması ve bunların da üzerinden bolca zaman geçmiş olmasıdır. mesela eski fotoğraflara bakmak benim için üzüntü vericidir, hoşuma gider; ancak bi tarafran da bi burukluk tattırır bilmiyorum karmaşık duygular işte.

mesela ekşi sözlükteki ilk entryleri okumak benim için üzüntü vericidir. arada eski fotoğraflara bakarcasına ekşi sözlük, aşk, kedi gibi başlıklara girip ilk entrylere sahip olan yazarlara bakarım. zamanında nesil olayı falan da vardı, daha bi enteresan oluyordu. mesela birisi oraya zamanında yazmış ve 11 senedir entry girmemişse bu beni üzer. ya da çok entry girmişlerse ilk entryleri ile son entryleri arasındaki farkları gözlemlemek de benzer bir hissiyat tattırıyor...

hatta bizim sözlükte de arada yapıyorum bunu. vampircik sözlük başlığına girip ilk yazarların entrylerine bakıyorum. çünkü o ilk jenerasyonun hepsi benim arkadaşım ve muhtemelen 6-7 sene önce her birinin izini kaybetmiş durumdayım. görsem tanımam o derece. ancak nikini falan söyleyecek de, hatırlayacam da, uzun iş...

enteresan varlık şu insanoğlu. ne bileyim, o dönemde nasıl bir boş vaktim varmış, şimdi ne yapıyorum, nereye gidiyorum hiç anlamıyorum... neyse öyle yani, yazayım dedim :)

7 Ocak 2015 Çarşamba

evet ben bir bağımlıyım

- evet ben bir bağımlıyım. 
- sabah kalktığımda, ona ulaşana kadar gerçekten gözümü açamıyorum. ne beynime kan gidiyor, ne göz kapaklarım tamamen açılabiliyor, ne de hareket etsem, konuşsam dahi, tam anlamı ile istediklerimi yerine getiremiyorum. bir nevi beynim vücudumla bağ kuramıyor.
- özellikle beyin gerektiren işlerde mahvoluyorum. bir şey yazacaksam veya bir şeyler anlatmam gerekiyorsa, normalden çok daha fazla çabalamam gerekiyor. işin kötüsü ne kadar çabalasam da yeterince iyi olamıyorum.
- ancak en büyük sıkıntı yazmada. iyi bir şeyler yazmak zorunda olduğumda ve yazının dili ingilizceyse durum daha vahim. bir şeyler yazsam da, ne yazının akışı, ne de dili yeterince kaliteli olabiliyor. akışta nerede ne yazmam gerektiği belli olsa da, paragrafın girişi ile çıkışı bambaşka noktalarda oluyor...
- ve evet ben bir bağımlıyım. ve şu anda bu konuda yapabileceğim de bir şey yok gibi görünüyor.
- beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.