3 Mart 2013 Pazar

başlık bulamadım

Son derece anlayamadığım, bir o kadar da can acıtan bir şeymiş zaman. Bir tuhaf zan hali içerisinde olup, yaşadığını düşündüklerinin bir baktığında yılların gerisinde kalmış olması, işin tuhafı bu yıllar dediğimin gerçekten epey yıllar olması insanı hem şaşırtıyor hem de mutsuzlaştırıyor. Bu mutsuzluk anı bir anda gelebildiği gibi, bir anda da gidemiyor. Bir anı, bir hatıra, bir düşünce alıp kendinizi on sene, on beş sene öncesinde bulmanızı sağlayabiliyor. Tamam henüz on beş sene öncesine gidemiyor olabilirim, ancak ona da sanırım çok kalmamış durumda :)

Toplantıdan çıkıp metroyla eve dönerken, lisede okul çıkışında o merdivenlerde yaptığınız şebeklikler hatrınıza geldiğinde nasıl keyfiniz aynı kalabilir ki? Veya o merdivenlerde hoşlandığınız kızla konuştuklarınız aklınıza geldiğinde, ne yapıyordur acaba diye düşünürken, acaba evlenmiş midir diye düşünmek? Yok hayır evlenmişse veya evlenmemişse sizlik bir durum yok, yoo adamım demek istediğim platonik zıvırtılarım yok, demek istediklerim artık düşünce tarzının değişmiş olması. O metro merdivenlerinde saçma sapan şebeklik yaptığın arkadaşlarının tümünün dünyanın farklı yerlerine dağılmış olmaları da değil anlatmak istediğim. Veya evet onlar, pek bilmiyorum şu anda.



Mutsuzluk denildiğinde aklıma gelenlerden bir tanesi wristcutters, tom waits'in sesinden dinleyelim o zaman birazcık...

Zaman elimde değil, olsun istiyor muyum bilmiyorum. Esasında olsa azıcık da olsa keyifli olabilir, zamanda yolculuk yapabilmek... Gerçi bir zamanda yolculuk başladı mı, tüm insanların sürekli o tarih senin bu tarih benim gezecek olmasından dolayı genel manada zaman kavramının ortadan kalkacağı da düşünülebilir. Kanser mi oldun, o zaman bin sene sonraya gitmelisin! Canın mı sıkıldı, tarih öncesi bilmem nereye bir ziyaret gerçekleştirmelisin! Yalnız mısın, Roma'nın kızlarını görmelisin dostum... Eski rock starlar ne hatun düşürürdü bu sayede :) Ergenliğe giren tüm kızlar Cobain'in peşine düşerlerdi. Aslında buradan roman çıkabilir...

Yine yazmaya başladım ve ne yazacağımı unuttum. Neyse ziyanı yok, biraz keyfim yerine gelmeye başladı şarkıyı dinlemeye başladığımda.

Son dönemlerde yine işler boka sarmaya başladı, ancak no problem dostum. Artık, insanların diğer yüzlerini görmeye o kadar alıştım ki, şaşıramıyorum bile. Bundan birkaç sene önceye baktığımda gerçekten düşündüklerime, inandıklarıma şok oluyorum. O dönemler gerçekten saf bir insanmışım, sonra zaman geçti ve kirlendi dünya. Yok yok, o şarkıdaydı, zaman geçti ve ben kirlendim. Yazık oldu tabii, olmasa iyi miydi bilinmez.

Vapurları seviyorum sanırım. Kış olsun yaz olsun üst kattaki açık kısım hoşuma gidiyor. Gerçi kışın hemen kaptan köşkünün arkasındaki korunaklı bölgede gidiyorum. Gaza gelip arkalarda takılmanın manası yok, orası ciddi soğuk oluyor çünkü. Gördünüz mü, yine bir hatıra geldi aklıma. Bir keresinde zirve çıkışında gecenin bir köründe motorla beşiktaş üsküdar arasında götümüz donmuştu, hatta kar maskesi gibi beremi takmaya çalışmış ama ağız ve burun delikleri olmadığı için nefes almakta zorlanmıştım. Hakkaten bizim o tayfa nerlerdedir acaba, facebookumu kapatalı bu tarz bildirimleri de göremez oldum. Sıkıntı mı hayır, yine bi yerlerde içiyolardır ne yapacaklar...

Ne diyordum evet hatıralar adamın ara ara azına fena sıçmakta. Yani bu bazen yürürken akla düşen ufak bir anı, bazen benzettiğin bir sima, bazen tamamiyle saçma bir hatırayı yaşadığın nokta olabiliyor. Bazen de eski sevgiliden kalan bir şarkı oluyor. Zaten hep giden sevgilinin ardından hatırlananlar şarkılar olmuyor mu? Çok enteresan oluyor bu şarkılar, hem seviyorsun, hem de hatıra dolu olduklarından tuhaflaşıyor durum. Nerede o eski saf temiz ilişkiler, ilişki manasının el tutuşmak olduğu günler. Esasında ne güzelmiş, hepimiz aseksüelmişiz gibi davranırken, tüm beklentimizin elini tutmak, gözüne bakmak olan günler. Tuhaf tabii, doğamızı reddetmek gibi mi desem, yoksa toplumun vermiş olduğu baskı mı bilemedim, her ne denilirse denilsin güzeldi.

Böyle bir şey yazmaya başladığımda nereye gittiğimi bilememeyi sevemiyorum. Gerçi kendi işim için yazarken dahi çok planlı yazmayı başaramıyorum, herkesin bir tarzı vardır ya benimkisi de bu sanırım. Gerçi tarz denilmez buna, daha ziyade rahatlama gibi bir şey. Anlamsızca saçmalamak. Gerçi süslü cümlelerimin olmaması nedeni ile ne kadar yazabiliyor olduğum da tartışmalı ya neyse...

Uzun zaman oldu sanırım yazmayalı, bir sonrakini ne zaman yazarım bilmiyorum. Günlerim birbirini tutmuyor hiç. twitterda bir şey yazdıktan sonra sanki ertesi gün hesabıma bakıyorum sanıyorum bir de bakmışım ki bir hafta geçmiş o yazıyı yazalı. İşte o an, sıçayım bu hayata ne yapıyosun oğlum sen, hayat bu kadar saçma yoğunluğa değer mi dediğim anlar oluyor. Bir de kendimi evet tabii, bu yaşta çalışacağız ki ileride rahat olalım yalanına inandırmışım sanırım, hayır rahatlığın tanımı nedir? Milyonlarca lira kazanmayacağım açık ve net, kaldı ki, o kadar kazanmış olmak bi tarafımda mı, o da değil? O halde kaç yıl yaşayacağım belli olmayan bir yaşam için bu kadar bünyemi yormanın manası nedir? O veya bu şekilde hayatta kalacağım genetik şifrelerimde var. Zira her birey gibi ben de yaşamda kalabilmek için her şey yapacağım. Böyle dedim ama kanserin insanın kendi bünyesinin kendisini yok etmek olduğunu düşününce de bu fikir bir tuhaf geldi kulağıma. Sanki insanın kendisini bilinçli olarak baltalaması gibi.

Neyse hiç bu kadar yazacağımı tahmin etmiyordum, işin tuhafı ne yazdığım hakkında da fikrim yok. Yarının pazartesi olmasının mutluluğu sanırım üzerime yine oturdu. İnsanlarda pazartesi sendromu varmış, bende pazar sendromu var sanıyorum. Olan olduktan sonra neden tribe gireyim ki, bir de haftada sadece pazar günleri tatil olanlar var ki o konuya hiç girmeyeceğim... Neyse millet kalın sağlıcakla, ya da okuyan muhtemelen bi ben olacağım için kalayım sağlıcakla :)

3 yorum:

  1. ayni sey bende de oldu bugün ve hala düsündürüyor. ve suan cok mutsuzum-.-

    YanıtlaSil
  2. en bi tulkas tan bir süredir haber alınamıyor cevap ver merkez tamam

    YanıtlaSil
  3. Öncelikle Tulkascım derhal sana bir Tardis temin ediyoruz :)..Ah ne çok istemiştim bir zaman aracım olsun.Bu arada hala aşkların çoğu el ele göz göze bildirmek isterim yada benim çevrem böyle kaldı bilemiyorum ben global dünyanın insanı değilim çağ dışı kalmış olabilirim ..
    Bu arada eminim geriye gitmek istemezdin ne sıkıcı şey düşünsene ama ben ileri de gitmek istemem geleceği bilmek güzel gelmiyor bana ama başka insanların devrine gitsem mesela Rönesans eserleri nasıl yapılmış görsem kafi :)
    Bu arada o vapur sahnen gözümde canlanınca bir kahkaha atmadan edemedim ..Ne güzel yazmışsın yaz böyle arada ya özlemişim okumayı bak ..

    YanıtlaSil