22 Eylül 2012 Cumartesi

yeterli

hayatımın bir aşaması daha tamamlandı. sanırım bundan sonra herhangi bir sınava girme zorunluluğum yok. bir tek doçentlik sınavı var; ancak ona daha olduğunu düşünüp rahatlayabilirim sanırım. sonuç olarak yeterli bir insan olduğum kanısına varan hocalarıma müteşekkirim :)


18 Eylül 2012 Salı

rüyalar rüyalar

daha önce yazdığım üzere girmeye çok az kalan yeterlilik sınavına yaklaştıkça kayışım daha da kopuyor. ben yok artık canım daha kopmaz dedikçe, daha fena daha beter oluyorum. işin tuhafı normal şartlar altında rüya görmeyen ben, ya da görsem de hatırlamayan ben artık her gün bir rüya görür oldum. tabii ki konu belli :)

son 3 gündür itina ile sözlü sınavı tecrübe ederken bu gece biraz değişikliğe gitmeye karar verdi bünyem. uygun gördüğü bir süredir yayın yazmadığım için kaçtığım yüksek lisans tez danışmanım ile karşılaşmamdı. tüm bölümün hocalarının bulunduğu bir masada hoca ile karşılaşıp, kendisine işte şundan bundan ben yazamadım diye açıklama yapmaya çalışıyordum. tuhaf tabi...

sınava iki gün kalmış olması, artık çalıştıklarıma dönüp baktığımda hatırlamamam, garip bir boşvermişlik duygumla olduğumu hissediyorum. zaten çok hızlı ilerledim, sınavı da erken yapıyorlar zaten kalsam n'olcak yeaaa modunun altında, geçer miyim lan acaba yatmıyor değil.

bir taraftan da tatil rüyaları kuruyorum, cuma akşamdan çıksam cumartesi bi yerde kalsam, pazar akşam dönsem, pazartesi işe giderim aslında modundayım. ancak nereye gidilir ki? nereye gitmeli ya da? bir de nasıl gitmeli? otobüse atlayıp mı gitmeli, yoksa yollar bizimdir deyip arabayla mı? benzin de çok pahalı gerçi, ama olsun valla yeter ki şu kafam dağılsın, hiç sorun değil. ya da bursa'ya feribotla mı gitmeli? aslında olay nereye gittiğin değil, yolda olman diye düşündüğümden nereye gittiğimin önemi de yok :) davet eden varsa gelebilirim yani.



arkadaş, insan biraz heyecanlı rüyalar görür, ne bileyim hoplamalı zıplamalı olsun, heyecanlı olsun, bu nedir ya kaç gündür. sayın bilinçaltım akıllı ol, uslu ol, adam ol lütfen. bir de o eli indir, rica ediyorum...

16 Eylül 2012 Pazar

otomatik portakal

"Barda bir arada oturan üç çıtır vardı, ama biz dört çocuktuk. Bu fıstıklar da son moda giyinmişlerdi, kafalarında morlu yeşilli turunculu peruklar geçirmişlerdi, her birinin fiyatı o fıstıkların en az üç dört haftalıkları kadardı galiba, makyajları da cabası (yani göz çevrelerinde gökkuşakları ve ağızlarda çok kalın ruj). Uzun siyah, dümdüz elbiseleri vardı ve memelerine küçük, gümüşi kimlik kartları filan takmışlardı - ve üzerlerinde erkek isimleri yazılıydı... Joe, Mike filan gibi. Bunlar on dördünden önce yattıkları lavukların isimleriydi. Bizi kesip duruyorlardı ve içinden bizim zavallı Dim'i burada bırakalım da üçümüz gidip biraz düzüşelim demek geliyordu (çaktırmadan), ne de olsa Dim'e yarım litre beyazı bu sefer içine biraz uyuşturucu kattırıp ısmarlayarak içirdik mi tamamdı, ama cidden oyunbozanlık olurdu. Dim çok çok çirkindi ve ismi gibi budalaydı, ama dehşet pis dövüşürdü ve tekmeleri epey işimize yarıyordu."


Bittabi kitabını tavsiye ederim: 

Kitap zor iş hacı derseniz, buyrunuz filmden sahneler: 




15 Eylül 2012 Cumartesi

451

"Eski bir fıkra vardır ya; adamın karısı telefonla o kadar çok konuşurmuş ki, ümitsiz koca en yakın dükkana koşmuş ve karısına telefonla akşama yemekte ne var diye sormuş? Pekala, öyleyse niçin bir kulaklık alıp radyo kanalıyla geceleri geç saatlerde mırıldanıp, fısıldayıp, bağırıp, haykırıp karısıyla konuşmuyordu?" 

Fahrenheit 451-  Ray Bradbury


Arka plan müziği için, Yanni'den Butterfly Dance gelsin.



:)

14 Eylül 2012 Cuma

mide ve mideler üzerine

uzun uzun bloglarına yazı yazanlara bayılıyorum. yani yazılanlara değil de daha ziyade yazanlara bayılıyorum. adamlar uğraşıp, emek verip ve de özenip yazıyorlar...

"resim şurda iyi olmamış oooo! o zaman biraz efekt ekleyelim."

"bu yazıya az bir şey görsellik katmak lazım, bu komikli resim nasıl olmuş acaba?"

"işteee beeen, mikili tshirtim nası olmuuş???"

falan da filan diyerek yazıyorlar. da ben ne anlatıyorum? yemin ederim sabri'nin manchestere attığı golü arayan adamın hezeyanını yaşadım, neredeyim ben, ne anlatacaktım? uzun lafın kısası çok uzun yazıları oku(ya)masam da, özenli yazıları takdir ediyorum vs. vs.

efenim sinir stres göçünce üzerime, yemek yeme düzenim darmadağın oluyor. yoo yemek yiyemiyor değilim de ne yesem midem bulanıyor gibi benim sıkıntım. daha doğrusu bugüne kadar yemek yemekte sıkıntım yoktu. iki gündür de müthiş başım ağrıyor, dün hiç elime kitap, kalem, ders notu v.b. alamadım. pişman mıyım, pek tabii hayır. zira artık ne olursa olsun moduna geçmiş durumdayım. 

perşembe günü (artık haftaya da diyemiyorum) hayatımın en önemli sınavlarından bir tanesine girmek üzere hazır mıyım? hayır, ancak kimse hazır olamaz bunu biliyorum ve rahatım. vücudumun verdiği tepkilere bakmayın siz, yoo vücudum yanılıyor bence.

Şekil 1: Mide

11 Eylül 2012 Salı

yer bildirimleri üzerine


geçenlerde (nerde okudum hatırlamıyorum), sosyal medyadaki yer bildirimleri ile alakalı bir yazı okudum. yazının sahibi bu bildirimlere öyle bir atarlanmış ki, sinirine anlam vermek mümkün değil. diyor ki bütün hayatımızın keyfi kaçtı, anı yaşama duygusu bitti vs. vs. tamam ben de sosyal medyada yer bildirimi yapan eden bir kişilik değilim, hatta başkalarının hayatının gözümün içine içine sokulmasından da çok hoşnut değilim ama bu durumu bu kadar büyütmek, duygusala bağlamak da pek manalı gelmiyor bana. sanırım orta noktası bulunması gerekli.

son ekleme: tatile gittiğinizde, gece gezmeye çıktığınızda falan bazılarının canı çekebilir. lütfen biraz anlayış :)
                         

                              
bu görsel de benden hediye olsun :) hadi iyisiniz...

9 Eylül 2012 Pazar

yeterlilik mi yeterlik mi?

efenim eylül ayının gelmesi ile muhtemelen ömrü hayatımın en boru sınavı ile karşı karşıya geliyorum. hmm bir de muhtemelen son sınavı olduğunu eklemem lazım. tabii hayatta sınavdan bol bir şey yok ancak kalem kağıt ile not almak için girilecek son sınav bu. ne mi? doktora yeterlilik sınavı, ekşi sözlükte yeterlik demişler. garip tabii biz hep yeterlilik diyoruz, muhtemelen enstitünün formunda da yeterlilik deniyor.

her neyse saat 02:30 ders çalışmayı sanırım 15-20 dakika önce bıraktım. zaten bi taraftan ara ara internete göz atıp diğer taraftan da çok kriterli karar verme notlarıma bakarak enteresan bir ders çalışma yöntemi izliyordum. bu arada çok kriterli de sevdiğim derstir. gerçi daha tam tekniklere gelmedim, etki diyagramı olsun, normalizasyon olsun oralarda sürünüyorum. evet saçmalıyorum şu an ama olsun bugün nerdeyse 8 saat ders çalışmış bünyeden ancak bunlar çıkıyor.

sanırım acilen yatmam lazım, saati kaça kurmam gerektiğini bilmiyorum. bence 9 iyidir, 6 buçuk saat uyumuş olurum mis.

evet evet 9 iyidir.

bu arada eğer yeterlilikte sıkıntı çıkmazsa 2 seneye falan tez biter diyor danışmanım, bu da 2 seneye bilim doktoru olabileceğim manasında sanırım. oha geçeyim yav, geçeyim de bi daha şu sıkıntılara gark olmayayım. evet, yattım ben.