26 Ocak 2012 Perşembe

yeni bir blog doğuyor

yeni bir blog doğuyor efenim, eğer siyasetten, uluslararası ilişkilerden hoşlanıyorsanız takip etmenizi tavsiye ederim :) izleyiniz, izletiniz...

http://sinequanonprimusinterpares.blogspot.com/

24 Ocak 2012 Salı

karman

selam blog, çok enteresan bir günle daha karşı karşıyayız. böyle vapurlar var, boğaz var sonra servisler falan var okula öğrencileri götürüyor, aslında tatil şimdi öğrenciler yok, ama işe gidenleri de götürüyorlar. servisler hep böyle, çalışkan karıncalar gibi. sabah dedin mi yola çıkıyorlar hemen, bazen ama geç gelenleri de var. insan üşüyor yahu. ama yine güzel bir yerden baktığında, bilemedim, üşüsen de yaşıyorsun sonuçta. üşüyemeyenler de var, yaşayamayanlar da var. bir de kavuşamayanlar var. esasında kavuşamayanlar dediğimizde iki tarafın da kavuşmak istemesi ile alakalı bir durum gibi.

neyse blog için sıkılıyor, cümle kurasım yok. esasında tüm içimi akıtmak istiyorum ama ne bileyim ölümüne özele girmek de istemiyorum. aslında hiçbir şey bilmiyorum. kafam dolu. gözüm dolu. her yanım dolu. böyle bir şey istemiyordum; ancak isteme ile alakalı değil sanırım. elim telefona gitmiyor, gittiğinde bir manası var mı onu da bilmiyorum ki. keşke olsa? olsa mı gerçekten? bu mu istediğim? peki ya buysa?

çok ciddi kafam karılık 10 gün sonra da uçuş var. onun da planlanması lazım. acaba ödemeyi alabilecek miyim okuldan gitmeden, alamazsam param yetişecek mi? amaaan, para kolay bi şekilde hallederim ama cidden ya ne alaka şimdi durup dururken.

19 Ocak 2012 Perşembe

good times for a change

amerikan konsolosluğu gerçekten mimari zevkten yoksun ancak bayağı korunaklı bir bina imiş. sağolsunlar bi on yıl kendilerini görmeyi planlamıyorum. tabii ki, bu durum onların vermiş olduğu 10 yıllık vize ile ilintili. konsoloslukta vize için görüşmeyi bekleme gerçekten çook enteresanmış. belki askerlik şubesinde tescil beklemek kadar enteresan değil ama yine de her cins insanı görme şansınız mevcut. dayısının tamirhanesinde staj yapan mı dersiniz, ceolar ile görüşmek için ingilizce kursa gitmek isteyenler mi dersiniz veya çoluklu çocuklu arap turistler mi dersiniz. zaten siz sıranızı beklerken kimin onay alıp almayacağını tahmin ediyorsunuz. işin garibi bana hiçbir şey sormadılar.

-neden gideceksiniz?
-bu yüzden.
-ok.
-e şuna baksaydınız
-yok gerek yok, vizeniz onaylandı.
-püff, tamam.

direk bu olmasa da 2 dakikalık muhabbetin son 30 saniyesi bu şekilde gerçekleşti. ben vizeye gideceğimizi bile zar zor hatırladığımdan ve yanımızda evrak götüreceğimizden habersiz olduğumdan son gün söylenen evrakları toplamış bulundum. millet genişliğine falan deyip güldü biraz ama ben haklıymışım. yani adamlar niye reddetsin ki arkadaş? çok enteresan tabi.

neyse bu da böyle bi anımdır işte.şubatta amerika yollarındayız, gelmek isteyen var mı?

bu arada acayip bir gelişme mi oluyor? şarkı da o durum için gelsin. normalde the smiths, there is a light that never goes out eklerdim ama nedense içimde bir demet yasemen paylaşmak geldi :) neyse öyle işte.


14 Ocak 2012 Cumartesi

yirmilik dişler

yirmilik dişler çıkıyor ağrı kesici aldım, uykuyla birlikte hafif bi saçma moddayım. blog okurken tıkladığım bi blogda arka planda best fm çalıyordu, onu da dönen jingleden anladım. çok boktan bi şiir okuyo bi adam, kapayamıyorum duruyor orada. başımın sağ kısmında feci bi ağrı var. oha şimdi de sezen aksu başladı. şiir ve sezen aksu sanırım 2-3 sene önce sorsalar en sevmediklerim olarak sayabileceklerimdendi. yaşlanıyorum sanırım, zaten aynaya baktığımda eskisi kadar kendimi de beğenmiyorum. zaten kısacık saçlı olmak ciddi bi özgüven işi. direk suratı ortaya çıkartmak oldukça kolay değil. neyse yatıyorum artık, belki uyurum yarın erken kalkmalı.

bu arada hitabeti geliştirdik. saçma sapan bi geyikten çıkan bi durum sonucuna birbirimize dekan diye seslenmemiz de enteresan. n'aptın dekan? bunu duyunca gülüyorum lan, hatta yazarken de güldüm. bugün dekan naptın diye gelen mesajda da güldümç komik bence gayet, ama rektör olmuyo, prof bi derece. nassın prof. bak oldu biraz ama dekan ayrı, dekan can, dekan bi tane. hadi iyi geceler dekan.

iğrencim ama sürekli güldüğüm bi de karikatür koyayım


12 Ocak 2012 Perşembe

Yarin sinav var. Bu yasa geldim hala sinav oluyorum. Neyse dayanmaliyim, yuzdum yuzdum kuyruguna geldim artik, bi donem daha ders sonra ver elini yeterlilikti, tezdi. Sonrasi da 2 sene desen vuhuu 2015te biter bu cile haci. Yorgunluktan da tesim cikti, aslinda kahve icmem lazim, uyumamak icin ama canim cekmediginden icmiyorum su anda... Zaten gidip mal gibi bolumun en zor derslerini almisim, alsana kolaylarindan oh mis, 4 ortalama ile gec, bitir donemi, ama yok. Neymis ogrenecekmis, hah al kafana. Ohm evet, sakin.

10 Ocak 2012 Salı

Yalan



Üç tür yalan vardır: 
1.Yalan,
2. Kuyruklu Yalan,
3. İstatistik
Benjamin Disrael


Statistics are like bikinis.
What they reveal is suggestive, 
but what they conceal is vital.
Aaron Levenstein

Bi de scatter plot koyalım da havalı olsun...


7 Ocak 2012 Cumartesi

hafta sonu

haftasonunu seviyorum arkadaş, umarsızca sevdiğim en güzel bişi. kimse dokunmasın bana yıllarca kıpırdamayım yenimden.

vee sonunda galaksi rehberini okuyorum. teşekkürler onur. her ne kadar bu blogdan haberin olmasa da =)


1 Ocak 2012 Pazar

genişledim

önceden dellendiğim, yerimde duramayacak kadar sıkıldığım şeyleri artık tınmıyorum. yo hayır cool falan değilim, tam tersi ya daha geniş bi adam oldum ya da hakkaten tınmıyorum. tınmama ihtimalim yüksek ama bu durumdan hiç hoşnut değilim. hoşnut olmadığım şey sahip olduğum yeni genişlik değil de insanların beni umursamaz görmesi sanırım. yani umursamıyor değilim, umursuyorum ama onların kararına saygı gösteriyorum. kendi hayatları sonuçta benim hayata bakışım ile onların kararı uymak zorunda mı ki? sonuçta onlar da insan, karar verme yeteneğine sahipler, ya ben hatalıysam? olamaz mı, neden her zaman insan kendi düşüncesinin doğru olduğu kabulüyle hareket eder ki? nedir yani argümanı, ne şekilde kendi fikrini destekliyor ki?

örnek vermek istemiyorum, muhabbet uzayacağından ve şarjımın artık bilgisayarı kapama durumuna getirdiğinden şimdi burada kesmem lazım ama içimden de uzun uzun yazmak geliyor. neyse yarın kalkış vakti 6:40, yatsam iyi olacak. sabah küfür ediyorum sonra. gerçi yatsam uyuyabilecek miyim? hayır tabii ki, son bir aydır doğru dürüst uyuyamıyorum. o başka bir yazının konusu olabilir.

evet, tespit yaptım. dağılayım.