24 Eylül 2011 Cumartesi

.

şu sıralar serviste uyuyamıyorum. yıllık izin sonrası, bir serviste hemen uyuma yeteneğimi kaybettim. bu yeteneği kazanmak için kaç ay uğraşmıştım halbuki. yapacak bir şey yok diye kitap okumaya başladım. gerçi bir noktadan sonra yorgunluktan kitabı elimden bırakıyorum gözlerimi dinlendiriyorum ama yine de uyumayı başaramıyorum.

yeni arkadaşlar alışmaya başladılar sanırım. artık iyi kötü birbirimizi tanıyoruz, ilk haftaki şoku atlattım ve hatta ısınmaya bile başladım.

yeniden dersler başlıyor. istediğim dersleri almak yerine rasgele 4 ders aldım. gerçi alabileceğimin en iyileri bunlardı ama hem itü hem de galatasaray'ın bu kadar işime yaramayacak dersi bir dönemde açmasını da bir türlü anlayamadım. bu sene kazasız belasız dersleri tamamlamam lazım. sonrası yeterlilik zaten.

rapor da fena gitmiyor bugün 21. soruyu tamamladım. şimdi interneti kapatıp 22. soruya odaklanacağım. 21. sorudan makale çıkartabileceğimizi farkettim, onun üzerine çalıştık hayri'yle. hocaya metodolojiyi vs. yolladık, sanırım maili okumadığından henüz aramadı. ancak maili okur okumaz arayabilir, gerçi çarşamba okula gelecek ama daha önceden telefonla konuşmamız daha iyi olacak, zira veri almamız lazım. makalenin yayınlanıp yayınlanmayacağı hakkında fikrim yok, çok az zamanımızı alacak ama sonuçta belirli bir birikim olduğundan az zaman alacak. başkası yapmaya kalksa muhtemelen daha fazla zamanını alır veya başkası bu konuyla ilgilenir mi, onu da bilemiyorum.


16 Eylül 2011 Cuma

aman doktor canım doktor


Burada zamanında bir işin daha bittiğini söylemiştik. Üzerinden 2 sene geçmiş. Benzer bir gönderiye daha imza atmalı.



10 Eylül 2011 Cumartesi

maillerrrrr

son bir haftadır sürekli mail atıyorum. ofiste, evde, yolda =) öğrenci işleri benden nefret ediyor olabilir :) yapacak bir şey yok.

dün 58 mail gelmiş, 21 cevap vermişim bugün de verdiğim cevap sayısı 8. dün tanıtımda olduğumu ve netbooktan tanıtım haricinde mail attığımı da eklemeli :) son bir iki hata sonra yoğunluk bitecek, dayanmalı.

cv'ye yeni bir şey eklemeli.

10 parmak mail yazılır.

9 Eylül 2011 Cuma

sami

.

mutsuzum. ama mutsuzum dediğimde mutsuz olduğumu kabul etmiyorlar, mutsuz olma hakkı tanımıyorlar.

sıkkınım. inanmıyorlar.

yalnızım. anlam veremiyorlar.

içim sıkılıyor.

bunalıyorum.

liseli ergenler gibi tribe girmek değil maksadım, kapıları vurup mantıksızca böğürmek hiç değil. ne istediğimi bilmiyorum. bugün kariyerim açısından çok önemli bir gün muhtemelen. neden umursayamıyorum?

içim sıkılıyor, daralıyorum.

7 Eylül 2011 Çarşamba

hmm.

tabii ki yine gözlerim yanıyor. sanırım bu yanmaların sonunda gözlük kullanmam gerekecek. zaten lens olayını beceremeyeceğim kesin olduğundan eğer bozmayı başarabildiysem gözlerimi gözlük geliyor demektir.

literatür yazmaktan nefret ettiğimden daha önce bahsetmiş miydim? evet bu konuda kararım kesin. başkası ne yapmış umrum değil, ya ben neyse.

mutsuzum, ciddi mutsuzum. mutsuz olmaya yetecek nedenlerim var. umarım bunların sayısı artmaz.

bu arada doktoraya kabul aldım. haberi aldığımda hiçbir şey hissetmemiş olmam, bilgisayara haberi aldıktan saatler sonra geçmiş olmam da bambaşka bir olay tabii. bölüm başkanı neden bana haber vermedin diye trip attı, ben de fırsat bulup bilgisayardan bakamadım dedim, şaşırdı. gerçekten fırsat bulamıyorum sabah 9'da çalışmaya başlayıp, 5'e kadar çalışıyorum. kahve içmek istiyorum! geyik yapmak istiyorum...

bir kilo kadar dondurma yedim. eve giderken çeşit çeşit dondurma aldım, eve geldim ve affetmedim.

trafikten nefret ediyorum, tem'de çalışma var. sabah serviste uyurken çok uyudum ben herhalde diye zıplayarak uyandım ama daha varmamışız falan şok oldum tabi. dönüşte bilal bıraktı, onu da gereksiz yere köprü trafiğine falan sokmuş olduk, üzüldüm vs. vs. gerçi çok pis kestirmeler öğrettim ona da :D

çömezlerimden birisi iyi, diğeri çok korkunç ve bir diğeri henüz gelemedi. bakalım o da gelsin, nasıl bir ortam olacak? daha da kötüleşebilir mi bilmiyorum. ancak düşüş başladı mı durmuyor malesef, sıcak daha da sıcak olacak sanırım.

yapacak bir şey yok. hayat bu. yaşamaya kararlıysan alışacaksın, yok ben yapamıyorum diyorsan kapı orada. çıkmak kolay.

6 Eylül 2011 Salı

şans dediğin nedir ki?

şans kavramı hakikaten bana uzak. yani şanslı olmak veya olmamak değil sıkıntı, sıkıntı bambaşka sanırım ama onun kaynağını bulamadım ben.

iyi giden, güzel geçen bir mülakat sonrasında, trafik levhalarının olmaması sonucu, az kalsın kamyonun altına girmek sadece başlangıçtı sanırım.
okul çıkışı hebele hübele şeklinde mutlu şebelek halimle eve dönerken ve dostları da döndürürken çevre yolunda taksici arkadaş lastiğimi gösterdi. lastiğe vida girmiş, evet oo yea. yavaş yavaş kenara çektik tabi, sonra allahtan hayri vardı da lastiği değiştirdik. lastiği değiştirirken kızların dışarda olması hakikaten olmadı. tamam yanlarında biz vardık ama bu sayede türk erkeğine ne kadar güvenmediğimi bir kere daha gördüm. neyse biraz uzun sürdü, biraz kirlendik ama lastiği değiştirdik. şanssızlık sonucu vidaları sıkarken vida kırıldı. emniyet şeridinden yavaş yavaş şehre döndük ve kızları taksiye bindirdik. onları güvenle evlerine yolladıktan sonra, lastiği yaptırmaya gittik. lastiği yaptırdıktan sonra da kırılan vida için sanayiye gittik. sanayide bambaşka bir alt kültür olduğunu kabul etmem ve ne tarz bir kafa yaşadıklarını düşünmem ile sonuçlandı sanayi maceram.

güne dair çeşitli detaylara ait yazabilirim yakında ama çok yorgunum, uyumam lazım. belki de yazmam bilmiyorum, ruh halime bağlı sanırım.

sonuç olarak farklı, enteresan bir gün daha nihayete erdi. sevgi bile ben bir şey demiyorum, şanssız hakikaten bu adam dedi.

5 Eylül 2011 Pazartesi

nedir derdim adamım?

başım ağrıyor. ama çok ağrıyor. ilaç aldım hala ağrıyor. yazmam gerekenler var, sorumluluklarım var. peeh farkında bile değilim. giderken farkettim çok sıkıcı biri oldum ben, gerçekten çok sıkıcıyım ve artık heyecanı da kalmadı hiçbir şeyin. işin kötüsü bu heyecanı daha bir şey olmadan kaybetmek. hele bi soluklan yeğenim diyecek biri lazım. şu sıralar kim ne derse "heeee" diyorum. istifa muhabbeti açılıyor bir şekilde ve gerçekten korkutmuyor, heyecan da vermiyor ama ciddi bir olasılık olarak ortaya mı çıkıyor ne. işin kötüsü hayalimdeki işte çalışıyorum, iyi kötü bir şeyler yapmış gibiyim, önüm açık sayılabilir ama mutlu değilim. ne istiyorum yemin ediyorum bilmiyorum. yoruldum ondandır dedim, 20 küsür gün tatil yaptım yetmedi. gerçi tatilde proje hazırladık ama olsun sonuçta okula gitmedik ve erken kalkmadık.

sanırım ciddi sopa istiyor canım. sevabına dövebilecek olan var mı? çok rica ediyorum, lütfen ?!

eve gelirken master jedi aradı, serviste 16 dakika konuştuk ve konuşmalar gitgide bunlara dönüştü. şunu yapacağız, bu böyle olmuş, böyle yapacağız.

- peki hocam, bu akşam ben yetiştirmeye çalışacağım.

şunları yapacağız, şunlar da şahane olacak. evet, evet çok güzel bir şey bu. bilmem ne hanım artık biliyorsun doğum iznine çıkacak, ama başka başka hanım o konuyla uğraşıyor. tablolar oluyor yani. çok güzel olacak, pek güzel olacak. bugün bi baktım hede hödöye çok hoşuma gitti.

- evet hocam

o başvuruda da öyle oldu böyle oldu. yarın ben arayacağım onu da, şunun imzası gerekiyormuş. öyleymiş, ben sizi bıdı bıdı

- haklısınız hocam, hiç şüphemiz yok

olmuş da olmuş, dolmuş da dolmuş hop hoooop öyle de böyle de. o bey'le de görüşeyim, nasılmış, neler yapıyormuş.

- tabi hocam görüşün tabi, görüşmek üzere, iyi günler...

* baş ağrır *

eve gelinir başka master arar

tulkas nasılsın ya, görüşemedik, bıdı bıdıbık bık hoppala hop hop

- evet hocam bayağıdır görüşemiyoduk, nasılsınız keyfiniz nasıl

iyidir başvurulalrararara, hoppidi hoppidi valla işte avrupa mavrupa

- noldu hocam almanya olacak gibi mi , ooo oldu mu şahane, tebrikler

zamanım olacak gibi, makalelerrrrr, makaleler oh oh

- oh oh şahane

mis gibi miiisss

- oldu o zaman

planlamalı

- okkeyy

görüşmeli

- okkeyyy

görüşürüz o zaman

- okkeyyy

cidden dövebilecek olan varsa bir selam etsin yahu!

2 Eylül 2011 Cuma

blog okumayı sevmek

şu sıralar yine hep masamın başında takılıp kaldığımdan olsa gerek blog okumaya başladım. çok enteresan bloglar var. bazen birinin günlüğünü okuyorsun, bazen isyanını, bazen de mutluluğunu... kimisi lise öğrencisi, kimisi üniversite. bazen bir avukatla karşılaşıyorsun, bazense bir tasarımcıyla. her türlü bilgiye (bazen çok gereksiz olsalar bile) gereksiz bir ilgi duyan bünyem, o sıradanlığın dışındaki üşengeçliğini kırarak bloglara sarmış durumda ve tarifsiz de bir keyif almakta. işin garibi bir de davetsiz misafir gibi okuduklarıma da yorum yapmaya başladım. öyle olmuş da böyle olmuş da... :)

neyse sanırım 14üne kadar böyle giderim ben, 14ünden sonra ne olur allah bilir.


1 Eylül 2011 Perşembe

mimdir en sevdiğim

efenim daha önce kitap ekşınında mimlenmiştim. kanalizasyon balığı sağolsun, şimdi de blogger'daki eksikleri bulma konusunda mimlendim. yapılacak olan basit. göze çarpan bir eksiği ifade etmek.

bana göre eksik olan kısım istatistik kısmıdır efenim. ben gibi, istatistiklerle, sayılarla eğlenen bi adam için ciddi eksiktir bu. nerden gelmiş ziyaretçilerim, ne kadar kalmışlar, hangi coğrafi bölgeler, hangi şehirler :) ve dahasını da istiyorum. evet istediğim bunlar. daha detaylı ve kapsamlı istatistikler.

şimdi mimlenmenin sonucunda 5 kişi seçmek lazım ya, ben ona feci üşendim ve her okuyana mimlisin diyorum. bu satırları okuduğuna göre mimlendim. hiç mızıkçılık yapma, küserim. valla bak, çok fena küserim hatta.

I know kung fu!?


arkadaş şu şehir hayatını, koşuşturmasını anlamıyorum. herkes bir yere yetişiyor. toplu taşıma araçlarına koşanlar, vapur daha yanaşmadan iskeleye uzun atlama ile ulaşanlar, trafikte çılgın atan şöförler... hep bir yerlere yetişiyoruz, hepimiz çok önemli insanlarız ve hepimizin yapması gereken çok acil işleri var. evet hepimiz uzaya mekik yolladık ve durumunu kontrol etmek üzere yetişmeliyiz veya hepimiz en önemli ödüllerinden birini kazandık ve oraya yetişmeliyiz veya dünyadaki alışveriş davranışlarını değiştirebilecek bir toplantıya yetişmeliyiz... manyak mıyız abicim, belli işte ne olduğumuz, bir sistemin dandirik bir parçasıyız işte. gerektiğinde kullanılmış bir mendil gibi atılacağız. bu kadar sallamaya değer mi bu dünya? şu sıralar memnuniyetsizliklerim had safhada, dolayısı ile bir başka blog gönderisinde daha ne demek istediğime gelemeden kelimelerde kayboldum. zaten hikaye yazarken de sıkıntım buydu, yazacağımı tam planlamadan yazmaya başladığımdan belki de yazmak istediklerimden başkalarını anlatırdım hep. uzun zamandır yazamıyorum, o yüzden o konuda sıkıntım yok, oh mis. kökten çözüm.

proje hazırlığı var şu sıralar başımda. bir de rapor çıktı, onunla da ciddi uğraşmak gerekiyor. bu iki ciddi iş yetmiyormuş gibi bir de geçmiş notları tekrarlamak var. 5 sene üzerine tekrardan istatistik çalışıyorum mesela. çok fena unutmuşum. işin kötüsü istatistiki analizlere de ilgim var stokastik çalışacağım hayatımın bir evresinde o kesin gibi ama daha istatistiğe giriş bilmeden nasıl olacak bu iş? olmayacak tabii ki, o yüzden açtık kitabı, defteri çalışıyoruz. sanki istatistik bitince iş bitecek mi? cevap net. hayır... ardından üretim planlama, simülasyon, sistem analizi, envanter yönetimi, iş etüdü, tesis tasarımı, yöneylem araştırması, matematik modelleme gelecek. hatta dahası da gelecek. nasıl gelmesin? bunun yöneyleminin temeli olan lineer cebiri var, lineer cebirin temeli olan matematiğe girişi var, kuadratik programlama için türevi, integrali var, bunların uygulamaları var ki var... ki cbs var, onun için de çalışmak lazım. ki bunlar daha başlangıç, işin içine girildiğinde okunacak binlerce makale var...

yanlış yolda mıyım? sorguluyorum artık. zaten can sıkıcı şeyler de oluyor.

tek istediğim i know kung fu diyebilmek. beynime yüklesinler işte ben uyuyorken falan. olmaz mı?