31 Aralık 2011 Cumartesi

Who the f*ck is this chris?

*Bir sene daha sona erdi, erdi ama bana mi erdi allansen. Biri ortay cikip gunesin bilmemnesine gore bir takvim sistemine gore yil kavramini ortaya atmis, biz de vuhuuu 2000 bilmem ne oldu diye cilginlarca kutluyoruz. Tamam eglenmek icin vesile ariyoruz bariz ama ne bileyim yine de enteresan geliyor insana. Gelecek seneden beklentim yok mu? Bittabi var ama burwda dunya barisidir sudur budur diye saymami bekliyorsaniz yaniliyorsunuz dostum, yoo dostum yoo, bunlar zaten genel istekler. Tabii ki gelecek yilda olumlerin olmasini istemiyorum ama bu zaten her insanin isategi degil midir? Ya da oyle olmali en azindan bilemedim. Onumuzdeki sene bol ulke gormek, bol bol yayin yapmak, notlarimin iyi olmai ve yeterlilikte sikinti yasamamak istiyorum. Belki kendi dersimi acmak da isteyebilirim o konuda emin degilim henuz, yok yok istemeyecegi galiba... Ask mi? Onu isteyemezsin ki, o seni isterse bulur zaten. Bi de vakit meselesi var haci, yeterince vakit ayirabilecek misin? Burda da on yuz bin milyon takipcim olsun mesela? Hahah evet biliyorum hayallerdeyim :))olsun farketmez! Bunlarin hicbiri olmasa ne olacak degil mi? Haklisniz hakkaten farketmez.

28 Aralık 2011 Çarşamba

çok çok çok yorgunum

evet zilyonuncu defa yorgunluğumu anlatan bir blog yazısı ile karşınızdayım. ancak gerçekten çok kötü hissediyorum şu an. soğuktan sanırım dudaklarım çatladı, gülerken konuşurken, uykudan uyandığımda hep dudaklarım acıyor. hemen kanayabiliyor bir taraftan da.

gerçekten anlaşılması zor yazdığımı farkettim şu an. yukarıdaki zor okunur, zor anlaşılır cümle için özür.

efenim, sabahtan kendi okulumda doktora dersinden sonra asistan olduğum okula geçmem gerekiyor. günde 100 km civarında yol yapıyor olmam ve haftanın 3 gününün böyle geçiyor olması, hayatımdaki en yoğun günleri yaşamama vesile oldu. işin kötüsü vücudum artık kaldırmamaya başladı ve gerçekten düşmeye başladı formdan. göbek yapmanın ilk adımlarını atıyor olmam da işin kötüsü. tabii ki buna bir dur demem lazım farkındayım ama çok da kolay değil, bilinen bir gerçek bu.

ayrıca uzun zamandır ilk defa bu kadar çulsuzum. annemden harçlık bile aldım, bir de kredi kartına abanmış olabilirim. amerika bileti, ipad ve amerika vize ücretinin aynı aya denk gelmesi ve genel giderlerin de durmuyor olması tüm hesabı sıfırlamama neden oldu. gerçi sıfır demeyelim 11 tl lik bir bakiye söz konusu şu anda. bissürü de borç morç çıkacak gibi umarım belimi doğrultabilirim. evet sıçtık gibi şu sıra.

23 Aralık 2011 Cuma

şarkı

Zamanın ötesinden.Sadece dinlemek istiyor insan bazen büyük cümleler kurmaya çabalamak yerine. Zaten neden afili cümleler kurmaya çabalarız ki? Zaten yeterince söylenmiş, şimdi de sanki çok manası varmış gibi alıntı yapıyoruz bir de. Sıkıcıyız vesselam. İşin kötüsü sıkıcı olduğumuzun farkında da değiliz hala sikko cümleler peşindeyiz. 


20 Aralık 2011 Salı

hayat yine garip vapurlar yine garip

yemin ediyorum çok acayip bi hayatım oldu çıktı. bugün derse gitmedim onun yerine esenlerdeydim, nasıl her gün esenler'de olma çalışma fikrini düşünmüşüm bile anlamıyorum? sadece gidişim bi buçuk saat sürdü. birinci köprüden gidemeyip ikinci köprüye döndüm falan. cidden çok acayipti. sonra yeni insanlarla tanıştım, iyiydi yani bence. olayları açık açık yazma niyetim yok, zaten başkası okuyunca da sıkılır, benim hayatımın sıkıcılığı sonuçta. kendime not diye yazıyorum =)))

sonra eve geldim, biraz oturdum sonra alper hoca'ya gittim. geleli çok olmadı baya çalıştık. çalıştık ama yarın sınav var ona hiç bakamadım. neyime güveniyorsam? nasıl olsa anlamayacağım kabulü ile ders çalışmamak nedir len =) hayır böyle de bi insan değildim ki ben.

15 Aralık 2011 Perşembe

alacağın olsun thy

arkadaş tamam ben bi hata yaptım bilet ücretini hatalı yatırdım, sen niye benim yaptığım havaleleri birleştirmiyorsun? ya da hiç olmadı ücreti geri havale et... neden beni bilmem nereye parayı geri almaya çağırıyosun, zaten vaktim olsa gelir ordan bi yerden alırım di mi? bakalım yarın arayın dediler. yemin ediyorum şaka gibisiniz...

12 Aralık 2011 Pazartesi

Celal Tan ve Ailesi

normalde filmleri izlemeden önce kritiklerini veya konularını okumam ki, şaşırayım; ne bileyim beklentim oluşmasın vs. vs. ama leyla ile mecnun'dan aşırı yüksek beklentim olan onur ünlü'nün filmini izlemeden önce ekşi'yi açıp ne demişler diye okudum. okumaz olaydım, filmi izleme isteği kalmadı. dedim bu kadar mı kötüymüş ...

sonra akşam seansı sadece moda'da ve kartal'da olduğundan (kontrol etmedim, bana öyle dediler) akşam vakti moda'daki sinemaya gittik. işin kötüsü hayatımda gittiğim en pis salondu. ama buna rağmen beklentilerim o kadar düşmüş olacak ki, pek eğlendim, pek sevdim =) spoiler tabii ki vermeyeceğim, ama arkamızdaki tipler bu ne len, nası kötü bi filmmiş derlerken biz ara ara (her zaman değil) hayvanlar gibi güldük. ve evet malesef küfüre gülen bi yapım varmış, bunu da farkettim. napalım, yapacak bir şey yok.



100'e 2 kala

vuhuuu, okur sayım artmış =) sayılara endeksli hayatımda bu ayrıntıyı da göz ardı edemiyorum. heyecanlanıyorum valla sayı artınca, 100. üyeye benden bi sakız :P hahha =) kahve de ısmarlayabilirim ama neblim internetten biri ile görüşme fikri insanlara cazip gelmeyecek muhtemelen, varsa kahve isteyen diğer okurlara da ısmarlarım, yeni insanlarla tanışmış olurum hem =) zor bunlar ama kim bilir bigün o da olur =)




5 Aralık 2011 Pazartesi

yorgunum hancı

eve gelirken bir sağa bir sola sallanıyodum, sonra eve geldim yemek memek derken zaten saat olmuştu biraz. oturdum yine dünya kadar yapmak gereken hede vardı, biraz başladım, hala da devam ediyorum ama arada internete girdim, geyik yaptım, şimdi de bunu yazıyorum, işin kötüsü okuyan da olabilir, gerçi çok da emin değilim belki de olmaz, hem olsa nooolur, olmada nolur, aslında okumasa daha iyi zaman kaybı bildiğin bu. peki ben niye yazıyorum, sıkıntılı mıyım acaba? bilemedim o kadarını. bu arada gel lanet mail gel, kara tren misali dellendirme adamı, belki hiç gelmez deme yeminle ayakkabımı fırlatırım kafana öyle de asabi bi insan olma potansiyelim var. gelir mi acaba, belki gelir kim bilir, belki de gelmez.gelmese nolur, iyi olmaz tabi, gelsin o zaman. gelir gelir, ya gelmezse? niye özenmedin hiç ya, ne diyeyim, sıkıntılı.

3 Aralık 2011 Cumartesi

3 idiots

arkadaş bi film bu kadar mı güzel olur, bu kadar mı şahane olur. normal şartlarda bir filmi ikinc defa izleyemem ama bu filmi üç dört beş on yüz defa izleyesim geliyor. amir khan'a da her seferinde hayran oluyorum.taare zameen par (like stars on earth) filminin de hastasıyım zaten ama o başka blog yazısının konusu.

evet film uzun, neredeyse 3 saat ve evet gereksiz duygusal falan ama ondan güzel be hacım. nası bi dostuk işlemesi, nasıl bir aşk ifadesi. pek bi seviyorum ya, nası anlatsam bilemedim =) belki de içinde kendimi buluyorum ne bileyim, valla çok seviyorum öyle böyle değil.



üşenmeyip resmini bulup eklemem de bunu anlatıyor sanırım. hatta arka plan yapıcam az sonra bunu =) güzel film güzeel. 

nereler nereler?

hindistan, singapur derken bu sene gitme olasılığı beklenen yerler dışında 4 olasılığa döndü. florida (abd), cape town (güney afrika), barselona (ispanya) ve vilnius (litvanya). Hindistan ve hatta Nepal'i görmek istesem de bi anda olay farklılaştı. Florida'ya özeti gönderdim 20 gün sonra sonuç belli olacak, geri kalan üçlüden bölüm başkanım barselona'ya gitmemi istedi, ancak litvanya da gayet güzel bi alternatif. cape town ise yalan gibi şimdiden.

bakalım nerelerde olacağız? türkiye'de ise konya'ya gideceğiz, bakalım neler olacak?

28 Kasım 2011 Pazartesi

kilo olayları falan

kilo aldım ama sanırım kolestrolüm de oynadı. ne yesem mide bulantısı olmaya başladı. yoksa, bünyem sırf yemek yemeyim, iştahım gitsin diye mi bu oyunların peşinde? ama yoo dostum yoo, ben bunlara gelecek adam değilim, ayağını denk al bünye!

gerçekten 4 kilo almış durumdayım.allahtan çok şişman bi adam olmadığımdan henüz fark edilir durumda değil. dombili bi insan olmama niyetine sahip olduğumdan az biraz yediğime dikkat etme kararı aldım, bir aya falan normal kiloma dönerim sanırım sayın seyirciler.

23 Kasım 2011 Çarşamba

dünya küçük ama nereler nereler?

efenm konferans sezonu açıldı artık özet olur full paper olur bir şeyler hazırlama zamanları geliyor. türkiye içerisindeki hakkım konya'da gidecek, o iyi kötü belli gibi duruyor şu an. bir önceki gönderide singapur gidilesi mi demiştim ya, bugün giden bi arkadaştan suyun 8, biranın 13 dolar falan olduğunu duyarak bu fikirden baya baya vazgeçtim. kendisi hindistan'ı tavsiye etti. etti ama hindistan'da konferans bulmak lazım şimdi, kim arayacak edecek ki? yaa benim de böyle dertlerim var, hayat bana zor bazı bazı. ok, küfretmeyin, cidden kulağım çınladı. zaten 2 gündür pek uyuyamamış durumdayım, içerlerim =)

bu arada uçak fobisi sahibi bölüm arkadaşlarına sahip olduğumu farkettim. 4 kişinin 2 tanesinin uçmaktan korkması da enteresan bir durum tabii...

öyle işte, gelişmelerden haberdar ederim =)

20 Kasım 2011 Pazar

singapur'a gidilir mi lan?

bence gidilir yani gayet gidilesi var. 12 saat uçak yolculuğu tırstıyor biraz ama bi daha ne zaman gidecem ki, yoksa hindistana mı gitmeli? ulan harbi bilemedim ya, singapur sonuçta.

15 Ekim 2011 Cumartesi

gothic miyim yoksa ben?

son bikaç gündür blogum çılgın gibi okunuyor. daha doğrusu istatistikler onu gösteriyor. ne alaka yahu derken, gothic bilmem ne diye bi yerden bissürü kişi geldiğini gördüm, sanırım bloguma bi şekilde insan gelmesini sağlıyorlar. nedenini bilmiyorum, insanları çekmede işe yarar mıyım onu hiç bilmiyorum. en azından şu ömrümde benim beceremediğim bir şeyden medet umuyolar =)

oradan bir bloga rastgele tıkladım ve ilgili gothic ablamız şöyle demiş:

"Vampyress - I wanna kill my sister. Every time she begins to do the laundry, she never finishes it. Then me or my dad have to do it. Grrrrrrrrrrrrr! "


evet sevgili minikler. şimdi ben bunu diyen biri ile aynı yerdeyim. nerden beni buldular, niye buldular hiiiç bi fikrim yok, ama yani oehhh. 


bu arada tüm gothic kızlara selam ederken, sözlerime burada son veriyorum.








14 Ekim 2011 Cuma

saçlar gitmiiş

yine uzunca bir aradan sonra saçlarımı kestirdim. kısacık oldular bu sefer, bundan sonra daha uzatmayacağımı ve tokayla bilmem neyle işimin olmayacağını umuyorum. yes evet.

1 Ekim 2011 Cumartesi

incir reçeli

olm kondom diye bişi var lan, ne içip de yazdırdınız o senariste. bi de o kızın kaşlar nedir yarabbim, film boyu kaşlarına bakmaktan izleyemedim.

24 Eylül 2011 Cumartesi

.

şu sıralar serviste uyuyamıyorum. yıllık izin sonrası, bir serviste hemen uyuma yeteneğimi kaybettim. bu yeteneği kazanmak için kaç ay uğraşmıştım halbuki. yapacak bir şey yok diye kitap okumaya başladım. gerçi bir noktadan sonra yorgunluktan kitabı elimden bırakıyorum gözlerimi dinlendiriyorum ama yine de uyumayı başaramıyorum.

yeni arkadaşlar alışmaya başladılar sanırım. artık iyi kötü birbirimizi tanıyoruz, ilk haftaki şoku atlattım ve hatta ısınmaya bile başladım.

yeniden dersler başlıyor. istediğim dersleri almak yerine rasgele 4 ders aldım. gerçi alabileceğimin en iyileri bunlardı ama hem itü hem de galatasaray'ın bu kadar işime yaramayacak dersi bir dönemde açmasını da bir türlü anlayamadım. bu sene kazasız belasız dersleri tamamlamam lazım. sonrası yeterlilik zaten.

rapor da fena gitmiyor bugün 21. soruyu tamamladım. şimdi interneti kapatıp 22. soruya odaklanacağım. 21. sorudan makale çıkartabileceğimizi farkettim, onun üzerine çalıştık hayri'yle. hocaya metodolojiyi vs. yolladık, sanırım maili okumadığından henüz aramadı. ancak maili okur okumaz arayabilir, gerçi çarşamba okula gelecek ama daha önceden telefonla konuşmamız daha iyi olacak, zira veri almamız lazım. makalenin yayınlanıp yayınlanmayacağı hakkında fikrim yok, çok az zamanımızı alacak ama sonuçta belirli bir birikim olduğundan az zaman alacak. başkası yapmaya kalksa muhtemelen daha fazla zamanını alır veya başkası bu konuyla ilgilenir mi, onu da bilemiyorum.


16 Eylül 2011 Cuma

aman doktor canım doktor


Burada zamanında bir işin daha bittiğini söylemiştik. Üzerinden 2 sene geçmiş. Benzer bir gönderiye daha imza atmalı.



10 Eylül 2011 Cumartesi

maillerrrrr

son bir haftadır sürekli mail atıyorum. ofiste, evde, yolda =) öğrenci işleri benden nefret ediyor olabilir :) yapacak bir şey yok.

dün 58 mail gelmiş, 21 cevap vermişim bugün de verdiğim cevap sayısı 8. dün tanıtımda olduğumu ve netbooktan tanıtım haricinde mail attığımı da eklemeli :) son bir iki hata sonra yoğunluk bitecek, dayanmalı.

cv'ye yeni bir şey eklemeli.

10 parmak mail yazılır.

9 Eylül 2011 Cuma

sami

.

mutsuzum. ama mutsuzum dediğimde mutsuz olduğumu kabul etmiyorlar, mutsuz olma hakkı tanımıyorlar.

sıkkınım. inanmıyorlar.

yalnızım. anlam veremiyorlar.

içim sıkılıyor.

bunalıyorum.

liseli ergenler gibi tribe girmek değil maksadım, kapıları vurup mantıksızca böğürmek hiç değil. ne istediğimi bilmiyorum. bugün kariyerim açısından çok önemli bir gün muhtemelen. neden umursayamıyorum?

içim sıkılıyor, daralıyorum.

7 Eylül 2011 Çarşamba

hmm.

tabii ki yine gözlerim yanıyor. sanırım bu yanmaların sonunda gözlük kullanmam gerekecek. zaten lens olayını beceremeyeceğim kesin olduğundan eğer bozmayı başarabildiysem gözlerimi gözlük geliyor demektir.

literatür yazmaktan nefret ettiğimden daha önce bahsetmiş miydim? evet bu konuda kararım kesin. başkası ne yapmış umrum değil, ya ben neyse.

mutsuzum, ciddi mutsuzum. mutsuz olmaya yetecek nedenlerim var. umarım bunların sayısı artmaz.

bu arada doktoraya kabul aldım. haberi aldığımda hiçbir şey hissetmemiş olmam, bilgisayara haberi aldıktan saatler sonra geçmiş olmam da bambaşka bir olay tabii. bölüm başkanı neden bana haber vermedin diye trip attı, ben de fırsat bulup bilgisayardan bakamadım dedim, şaşırdı. gerçekten fırsat bulamıyorum sabah 9'da çalışmaya başlayıp, 5'e kadar çalışıyorum. kahve içmek istiyorum! geyik yapmak istiyorum...

bir kilo kadar dondurma yedim. eve giderken çeşit çeşit dondurma aldım, eve geldim ve affetmedim.

trafikten nefret ediyorum, tem'de çalışma var. sabah serviste uyurken çok uyudum ben herhalde diye zıplayarak uyandım ama daha varmamışız falan şok oldum tabi. dönüşte bilal bıraktı, onu da gereksiz yere köprü trafiğine falan sokmuş olduk, üzüldüm vs. vs. gerçi çok pis kestirmeler öğrettim ona da :D

çömezlerimden birisi iyi, diğeri çok korkunç ve bir diğeri henüz gelemedi. bakalım o da gelsin, nasıl bir ortam olacak? daha da kötüleşebilir mi bilmiyorum. ancak düşüş başladı mı durmuyor malesef, sıcak daha da sıcak olacak sanırım.

yapacak bir şey yok. hayat bu. yaşamaya kararlıysan alışacaksın, yok ben yapamıyorum diyorsan kapı orada. çıkmak kolay.

6 Eylül 2011 Salı

şans dediğin nedir ki?

şans kavramı hakikaten bana uzak. yani şanslı olmak veya olmamak değil sıkıntı, sıkıntı bambaşka sanırım ama onun kaynağını bulamadım ben.

iyi giden, güzel geçen bir mülakat sonrasında, trafik levhalarının olmaması sonucu, az kalsın kamyonun altına girmek sadece başlangıçtı sanırım.
okul çıkışı hebele hübele şeklinde mutlu şebelek halimle eve dönerken ve dostları da döndürürken çevre yolunda taksici arkadaş lastiğimi gösterdi. lastiğe vida girmiş, evet oo yea. yavaş yavaş kenara çektik tabi, sonra allahtan hayri vardı da lastiği değiştirdik. lastiği değiştirirken kızların dışarda olması hakikaten olmadı. tamam yanlarında biz vardık ama bu sayede türk erkeğine ne kadar güvenmediğimi bir kere daha gördüm. neyse biraz uzun sürdü, biraz kirlendik ama lastiği değiştirdik. şanssızlık sonucu vidaları sıkarken vida kırıldı. emniyet şeridinden yavaş yavaş şehre döndük ve kızları taksiye bindirdik. onları güvenle evlerine yolladıktan sonra, lastiği yaptırmaya gittik. lastiği yaptırdıktan sonra da kırılan vida için sanayiye gittik. sanayide bambaşka bir alt kültür olduğunu kabul etmem ve ne tarz bir kafa yaşadıklarını düşünmem ile sonuçlandı sanayi maceram.

güne dair çeşitli detaylara ait yazabilirim yakında ama çok yorgunum, uyumam lazım. belki de yazmam bilmiyorum, ruh halime bağlı sanırım.

sonuç olarak farklı, enteresan bir gün daha nihayete erdi. sevgi bile ben bir şey demiyorum, şanssız hakikaten bu adam dedi.

5 Eylül 2011 Pazartesi

nedir derdim adamım?

başım ağrıyor. ama çok ağrıyor. ilaç aldım hala ağrıyor. yazmam gerekenler var, sorumluluklarım var. peeh farkında bile değilim. giderken farkettim çok sıkıcı biri oldum ben, gerçekten çok sıkıcıyım ve artık heyecanı da kalmadı hiçbir şeyin. işin kötüsü bu heyecanı daha bir şey olmadan kaybetmek. hele bi soluklan yeğenim diyecek biri lazım. şu sıralar kim ne derse "heeee" diyorum. istifa muhabbeti açılıyor bir şekilde ve gerçekten korkutmuyor, heyecan da vermiyor ama ciddi bir olasılık olarak ortaya mı çıkıyor ne. işin kötüsü hayalimdeki işte çalışıyorum, iyi kötü bir şeyler yapmış gibiyim, önüm açık sayılabilir ama mutlu değilim. ne istiyorum yemin ediyorum bilmiyorum. yoruldum ondandır dedim, 20 küsür gün tatil yaptım yetmedi. gerçi tatilde proje hazırladık ama olsun sonuçta okula gitmedik ve erken kalkmadık.

sanırım ciddi sopa istiyor canım. sevabına dövebilecek olan var mı? çok rica ediyorum, lütfen ?!

eve gelirken master jedi aradı, serviste 16 dakika konuştuk ve konuşmalar gitgide bunlara dönüştü. şunu yapacağız, bu böyle olmuş, böyle yapacağız.

- peki hocam, bu akşam ben yetiştirmeye çalışacağım.

şunları yapacağız, şunlar da şahane olacak. evet, evet çok güzel bir şey bu. bilmem ne hanım artık biliyorsun doğum iznine çıkacak, ama başka başka hanım o konuyla uğraşıyor. tablolar oluyor yani. çok güzel olacak, pek güzel olacak. bugün bi baktım hede hödöye çok hoşuma gitti.

- evet hocam

o başvuruda da öyle oldu böyle oldu. yarın ben arayacağım onu da, şunun imzası gerekiyormuş. öyleymiş, ben sizi bıdı bıdı

- haklısınız hocam, hiç şüphemiz yok

olmuş da olmuş, dolmuş da dolmuş hop hoooop öyle de böyle de. o bey'le de görüşeyim, nasılmış, neler yapıyormuş.

- tabi hocam görüşün tabi, görüşmek üzere, iyi günler...

* baş ağrır *

eve gelinir başka master arar

tulkas nasılsın ya, görüşemedik, bıdı bıdıbık bık hoppala hop hop

- evet hocam bayağıdır görüşemiyoduk, nasılsınız keyfiniz nasıl

iyidir başvurulalrararara, hoppidi hoppidi valla işte avrupa mavrupa

- noldu hocam almanya olacak gibi mi , ooo oldu mu şahane, tebrikler

zamanım olacak gibi, makalelerrrrr, makaleler oh oh

- oh oh şahane

mis gibi miiisss

- oldu o zaman

planlamalı

- okkeyy

görüşmeli

- okkeyyy

görüşürüz o zaman

- okkeyyy

cidden dövebilecek olan varsa bir selam etsin yahu!

2 Eylül 2011 Cuma

blog okumayı sevmek

şu sıralar yine hep masamın başında takılıp kaldığımdan olsa gerek blog okumaya başladım. çok enteresan bloglar var. bazen birinin günlüğünü okuyorsun, bazen isyanını, bazen de mutluluğunu... kimisi lise öğrencisi, kimisi üniversite. bazen bir avukatla karşılaşıyorsun, bazense bir tasarımcıyla. her türlü bilgiye (bazen çok gereksiz olsalar bile) gereksiz bir ilgi duyan bünyem, o sıradanlığın dışındaki üşengeçliğini kırarak bloglara sarmış durumda ve tarifsiz de bir keyif almakta. işin garibi bir de davetsiz misafir gibi okuduklarıma da yorum yapmaya başladım. öyle olmuş da böyle olmuş da... :)

neyse sanırım 14üne kadar böyle giderim ben, 14ünden sonra ne olur allah bilir.


1 Eylül 2011 Perşembe

mimdir en sevdiğim

efenim daha önce kitap ekşınında mimlenmiştim. kanalizasyon balığı sağolsun, şimdi de blogger'daki eksikleri bulma konusunda mimlendim. yapılacak olan basit. göze çarpan bir eksiği ifade etmek.

bana göre eksik olan kısım istatistik kısmıdır efenim. ben gibi, istatistiklerle, sayılarla eğlenen bi adam için ciddi eksiktir bu. nerden gelmiş ziyaretçilerim, ne kadar kalmışlar, hangi coğrafi bölgeler, hangi şehirler :) ve dahasını da istiyorum. evet istediğim bunlar. daha detaylı ve kapsamlı istatistikler.

şimdi mimlenmenin sonucunda 5 kişi seçmek lazım ya, ben ona feci üşendim ve her okuyana mimlisin diyorum. bu satırları okuduğuna göre mimlendim. hiç mızıkçılık yapma, küserim. valla bak, çok fena küserim hatta.

I know kung fu!?


arkadaş şu şehir hayatını, koşuşturmasını anlamıyorum. herkes bir yere yetişiyor. toplu taşıma araçlarına koşanlar, vapur daha yanaşmadan iskeleye uzun atlama ile ulaşanlar, trafikte çılgın atan şöförler... hep bir yerlere yetişiyoruz, hepimiz çok önemli insanlarız ve hepimizin yapması gereken çok acil işleri var. evet hepimiz uzaya mekik yolladık ve durumunu kontrol etmek üzere yetişmeliyiz veya hepimiz en önemli ödüllerinden birini kazandık ve oraya yetişmeliyiz veya dünyadaki alışveriş davranışlarını değiştirebilecek bir toplantıya yetişmeliyiz... manyak mıyız abicim, belli işte ne olduğumuz, bir sistemin dandirik bir parçasıyız işte. gerektiğinde kullanılmış bir mendil gibi atılacağız. bu kadar sallamaya değer mi bu dünya? şu sıralar memnuniyetsizliklerim had safhada, dolayısı ile bir başka blog gönderisinde daha ne demek istediğime gelemeden kelimelerde kayboldum. zaten hikaye yazarken de sıkıntım buydu, yazacağımı tam planlamadan yazmaya başladığımdan belki de yazmak istediklerimden başkalarını anlatırdım hep. uzun zamandır yazamıyorum, o yüzden o konuda sıkıntım yok, oh mis. kökten çözüm.

proje hazırlığı var şu sıralar başımda. bir de rapor çıktı, onunla da ciddi uğraşmak gerekiyor. bu iki ciddi iş yetmiyormuş gibi bir de geçmiş notları tekrarlamak var. 5 sene üzerine tekrardan istatistik çalışıyorum mesela. çok fena unutmuşum. işin kötüsü istatistiki analizlere de ilgim var stokastik çalışacağım hayatımın bir evresinde o kesin gibi ama daha istatistiğe giriş bilmeden nasıl olacak bu iş? olmayacak tabii ki, o yüzden açtık kitabı, defteri çalışıyoruz. sanki istatistik bitince iş bitecek mi? cevap net. hayır... ardından üretim planlama, simülasyon, sistem analizi, envanter yönetimi, iş etüdü, tesis tasarımı, yöneylem araştırması, matematik modelleme gelecek. hatta dahası da gelecek. nasıl gelmesin? bunun yöneyleminin temeli olan lineer cebiri var, lineer cebirin temeli olan matematiğe girişi var, kuadratik programlama için türevi, integrali var, bunların uygulamaları var ki var... ki cbs var, onun için de çalışmak lazım. ki bunlar daha başlangıç, işin içine girildiğinde okunacak binlerce makale var...

yanlış yolda mıyım? sorguluyorum artık. zaten can sıkıcı şeyler de oluyor.

tek istediğim i know kung fu diyebilmek. beynime yüklesinler işte ben uyuyorken falan. olmaz mı?


27 Ağustos 2011 Cumartesi

23 Ağustos 2011 Salı

ah izin, yıllık izin

bitti bile. göz kapayıp açıncaya kadar bitti. koskoca 16 gün boyunca hep korkum bu günün gelmesiydi, geldi. ama hemen yelkenleri suya indirmek yok! şimdi sırada bayram tatili var. vuhuuu!

21 Ağustos 2011 Pazar

?

çok uykum var, nedensiz yere sabahladım. yaptığım da bir şey yoktu, sıkıla sıkıla uyumamaya çalışır mı insan? çalışıyormuş meğersem. hadi geç yattın erken kalkma değil mi, ama yok erken kalkıp çalışılacak zilyon şeye odaklanmak lazım. çalıştım mı? hayır. ama word dökümanı açık, yalan yok şimdi. hoca yarın mail bekliyor, bitmiş halini. başladım mı, hayır. yetişir mi, bilmiyorum. yetişmeli.

kafam allak bullak. gerçi tatile çıkmış olmanın ve tezi teslim etmiş, savunmuş olmanın rahatlığı üzerimde. ancak yine de üzerime dünya kadar iş çekmiş durumdayım. benim bu kaşıntım nereden geliyor? çalışacaksak bu yaşta çalışmalıyız ki ileride rahat edelimmiş. yahu böyle dünya görüşü olur mu? ya ilerisi yoksa?

uykum olduğunu söylemiş miydim? gözlerim yanıyor.

tatilde olmanın verdiği rahatlıkla artık okumaya fırsat bulabiliyorum. gerçi doktora olayı için tüm notları tekrar etmem lazım ama ona da fırsat buluyorum bu sayede. gereksiz işlere de bulaştım, söylemiştim değil mi?

şu anda word dökümanıyla uğraşıyor olmam lazımdı. daha hocaya yollayacağım ve muhtemelen düzeltmeler isteyecek.

uykum var.

26 Haziran 2011 Pazar

yarın doktora için bilim sınavı yapılacak. çok ilgili imiş gibi istatistik ve matematik uygulamalarını bana soru olarak yönetecekler. tam tamına 4 veya 5 sene önce gördüklerimden sınav olacağım. büyük ihtimalle boş kağıt verip el sallayarak uzaklaşacağım sınavdan. işin garibi bu soracakları sorular benim çalışmayı düşündüğüm konu ile uzaktan yakından alakalı değil, o zaman neden bu soruları yanıtlayamamış olmam beni başarısız gösteriyor? tamam bilim yapmak derdimiz... ancak o zaman benim özgeçmişime bakın, o daha mantıklı değil mi? istiyor muyum orayı bilmiyorum bile, bakalım. hayırlısı.

25 Haziran 2011 Cumartesi

kafam bazı şeyleri almıyor. nedenini, sonucunu geçtim olayı kavrayamıyorum, karşımda duruyor ve algılayamıyorum. okan bayülgen'in ve kaybedenler kulübü'nün tutmasına şaşıranları algılayamıyorum. kendilerini anti-popüler olarak tanımlayanların, esasında ilgi ile var olduklarını, ilgi gösteren olmasa zaten varlığından kimselerin haberdar olmayacağını düşünüyorum hep. gerçi okan bayülgen'in komple yalan olduğunu düşünüyorum ama orası bambaşka bir konu.

nedenini bilmiyorum ama popüler olana karşı nedenini bilmediğim bir nefret doğuyor içimde. reddetmek değil, belki de sadece insanların kendilerinden ne verdikleri ile alakalı olabilir bu durum. bir de otoriteye karşı içimde tutamadığım bir sinir bir karşı duruş var ama onun da bu konuyla alakası yok. gerçi konunun ne olduğunu da bilmiyorum ya neyse.

uzun zamandır yazamamıştım, aslında yazıklarımı da sadece yazmak için yazmıştım. çook uzun zaman sonra ilk defa yazıyorum, belki de ilk defa kendimi yazabilmek için özgür hissediyorum. yazmamamın nedeni, buraya sanki mektup yazarmışcasına yazdığımdandı. gerçi bunu ona ifade edemedim tabi, her boku beceremediğim gibi o işi de beceremedim. ama ben gizlememiştim ki, ben ilişki beceremiyorum, olmuyor işte. tamamen kendimi adayamıyorum, ne yapayım, defoluyum sanki. bunları yazmayacaktım, konu sapıttı.

ne diyorduk, popüler olanın, popüler olmasının nedeni gerçekten herkese hitap edebilecek özellikte olması mı, yoksa ortaya çıkan bir şeyin zamanla insanlar tarafından kanıksanması mı bilmiyorum. önemli mi onu hiç bilmiyorum. ancak popüler olmak umrumuzda değil diyenlerin kazandıkları popülariteyi kaybetmemek için girdikleri şekiller çok acayip geliyor. bilmiyorum tuhaf tamamen.

şu an pek sağlıklı düşünebildiğimi zannetmiyorum. yazdıklarımın da tabii ki hiçbir anlamı yok yine. yine de insan millet okuyor mu, acaba millet ne düşünüyor diye düşünmeden edemiyor. acaba başkaları okusun diye mi yazıyorum, yoksa gerçekten arada baştan sona okuyup da o an ne düşünmüştüm diyebilmek için mi yazıyorum? sorunun gerçek cevabını ben de bilmiyorum, evet arada en baştan açıp okuduğum, vay arkadaş bunları mı düşünmüşüm, etmişim diye okuduğum oluyor ama bu diğer alternatifin de geçersiz olmasını sağlamıyor ki. işin özünü ben de bilmiyorum, bilemiyorum, ve bunları düşünürken umursamadığımı da farkediyorum.

düşünmeden, aklımdan o anda ne geçerse yazdığım bu gönderiyi veya ecnebilerin dili ile postu da burada tamamlamalı. zira daha yazabilecek vaktim, gücüm de olsa ne yazmam gerektiği hakkında en ufak fikrim olmadığından burada kesmek lazım. içim sıkılıyor, büyük ihtimalle uykusuzluktan olan gereksiz bir ağırlık var üzerimde. uyumalı. olabildiğince.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

anlık mesajlaşma derken

yıl 1999. ve mirc... milletin başka insanlarla internetten kaynaşmayı becerdiği ilk program belki de. öncelikle rumuz kavramı girdi hayatımıza, herkes kendisine isimler yakıştırdı. zurna vardı, çok kalabalık diye ayva'ya girerdik. sonra lise kanalı ortaya çıktı, sabahlamanın anlamı ortaya çıktı. op neymiş, nik nası kaydedilirmiş bunları öğrendik. ne konuşuyorduk hiç hatırlamıyorum ama eminim ki dünyaları kurtardık.

sonra ortaya icq çıktı, millete bizimkinden daha düşük haneli numarası için musallat olduk. mesaj yazarken çıkan seste mest olduk, mesaj geldi uyarısında nirvanaya yükseldik. ve muhtemelen yine dünyaları kurtadık. benimki 6 haneli havası attık, yedik.

sonra msn çıktı mertlik bozuldu. kalbimiz zaman zaman pır pır etti, zaman zaman sinirlendik tartıştık. yıllar yılları kovaladı, artık msn de yok pek.

sanırım büyüdük ve kirlendi dünya. ya da kirliydi farkedemedik.

17 Mart 2011 Perşembe

gitmeyecektim aslında gider gibi yapmıştım
hayat elimden tutacak kal diyecek sanmıştım

kal diyecek son yaprakta savrulanana kadar
kal diyecek can kafesin parçalanana kadar

meğer bir yanılgıymış hiç bitmeyecek sanmak
hergün yeniden güneşin doğacağına inanmak

gidiyorum buralardan içim bin kere kalsa da
gidiyorum tozlu yollar ayağıma dolansa da

26 Şubat 2011 Cumartesi

zaz - les passants


Zaz à Montmarte : Les passants

aikido

son birkaç haftadır spor yapmaya başladım. biraz vücudumuzu şekillendirelim istedim, bu nedenle de tartılmam nedeni ile yağ ve kas seviyem olması gerekenden az çıktığını üzülerek belirtmeliyim. hastalıklara açıkmış bünyem, gerçi çok da emin olamadım; ancak hocanın ne bulursan ye demesi üzerine, yemek yerken en azından daha rahat davranıyorum. bir de süt falan içmeye başladım, faydalı tabi...

ancak bugünkü konumuz aikido. şimdi arkadaşlar, birisi size uzun süredir aikido yaptığını falan söylerse, kendisi ile tersleşmeyin, çok ciddiyim. hani etkiye tepkidir aikido falan diyorlar ya,o tepki kol bacak kırıyormuş, siz tepki ifadesindeki barış kelebeklerine aldanmayın. ayrıca aikido bildiğin animeler tipinde bişiymiş, çok sevdim. bi anda rakibin arkasına geç, ayaklar aynı hizada, seni tutan elden dut hop yerde, gerçek hayatta ise kol 3 yerden kırılmış! aman diyeyim, çok fena.

neyse ben uyarımı yaptım, artık gerisi size kalmış. görüşürük.

15 Şubat 2011 Salı

hedonizm, hedonistler

şimdi geçmişe bakıp, agalar demiş ki, haz önemli, hazzına bakacaksın coni, böyle eğlence gördün müydü hemen yumulacaksın falan filan. pek tabii günümüz yaklaşımı ile bakınca kimisi hak veriyor, kimisi kızıyor falan. ancak herkes olaylar sadece geçmişte yaşanıyor gibi düşünüyor.

günümüzdeymişcesine düşünelim, bu adamlar şimdi yaşasalar muhtemelen yemek buldun ye, dayak buldun kaç arkadaş diyeceklerdi. kolbastı akımı ile kolbastıya saracak, apaçi dansı ile apaçi dansı ile coşacaklardı. nerede kızlı ortam varsa gidecek, keyif kaçıracak, sünger gibi yapışacaklardı. sırf haz almak için yalandan öyküler anlatıp milleti sıkacaklardı. muhtemelen yancı olacaklar veya istiklal'de sinyal çekeceklerdi.

böyle yazınca kızan olabilir bana, yapacak bişi yok amcaların kafa bu, mentalite, kumaş bu; ben ne yapayım? böyleyse böyle bi yerde.

13 Şubat 2011 Pazar

neler oldu neler, cidden ne oldu?

çok yoğun geçen bir ayın ardından, odamda, bilgisayarımın başında ve tezimin üzerindeyim. bir aydır kendisi ile en ufak elektriklenmemizin olmayışı nedeni ile bana kırgın olaiblir, ancak nedenlerim vardı. bunları kabullenmeli ve beni böyle kabul etmeli; yoksa bu ilişki yürümez ona göre.

efenim muhteşem kayıt haftasını, nirvanaya ulaşarak, hayatımda bir kere daha yaşayıp yaşamayacağımı bilmediğim bir olayla tamamladım. hayır anlatmayacağım, zira dediğim gibi burada gerçekte kim olduğumu bilen çokca insan olduğundan çekiniyorum ayrıntıları dillendirmeye. ben olurda ileride okursam, ne olmuştu hatırlayayım diye (unutamam sanırım) yazıyorum.

neyse, tez diyordum, tez de gitmiyor. ancak, taradığım hayvani literatürü, edindiğim genişçe verileri birleştirmeye, olsa da yaptım, olmasa da ruh halim ile matematik modelim ile karşılıklı bakışıyorum şu an. cidden bakışıyorum, eski modeli kağıda yazdım bile, şimdi ona yeni parametreer, yeni amaç fonksiyonları atayacağım. bu arada programın da demo versiyonunu kullandığımdan modeli de ufak tutmak zorundayım fazla 640$ı olan var mı? şu programın lisansını alaydım? :) biliyorum kimsede yok, zaten borsada çok fena batmış durumda olduğumdan, benim de bu lisansa verebilecek param yok şu sıra. her neyse, dedim ya olursa da yapıyorum artık, olmuyorsa da :) bir noktadan sonra çok zorlamamak lazım :)

okul bildiğiniz gibi, tez bildiğiniz gibi, hayat bildiğiniz gibi, cafeler - caddeler bildiğiniz gibi. siz olsanız da olmasanız da parıl parıl, içindeyken de, dışındayken de. size ihtiyaçları yok zaten, herkesin içinde birilerini özlemek, anı yaşayamamak ise biraz tuhaf. benden adam olmaz'ı çok dinlememek lazım gelir artık. cidden benden olmaz mı?