21 Mart 2010 Pazar

değişmeyen tek şeyin değişimin ta kendisi olması?

hatta yıkanılan bir suda bir kere daha yıkanmak dahi mümkün değilmiş. hani biz ufakken alınan ayakkabıların bir numara büyük alınması olayı burada patlıyor. ileride giyilecek ayak aynı ayak değil, ayakkabı da aynı ayakkabı değil bu durumda. gerçi bu kadar işi irdeleyince yaşama isteği kalmaz adamda. sürekli oturup bunlarla uğraşsa insanlar için ne büyük kayıp olurdu. zaten şu zamanda felsefenin güncel hayata etkisi ne kadar, orası bambaşka bir tartışma konusu.

son zamanlarda hayatım tamamen bir başkalaşım içerisinde. artık hafta içi hiçbir günüm boş değil. hatta eve sekize doğru geliyorum ve geldiğimde zaten dağılmış bir halde buluyorum kendimi. derse gittiğim iki gün gayet geyik geliyor, üç günlük diğer okulumda ise pek çok idari işle boğuşuyorum. ancak farklı bir ortam olduğundan, akademik çalışmalara zaman ayırabilme şansı doğdu bana. hem de diğer arkadaşları da ayartmaya başladım. şu an üç farklı çalışma içindeyim, hiçbirinde bir arpa boyu yol gidemediğimi, en fazla çalıştığımı bile tek kalemle silip, farklı bir başlık üzerine çalışmaya başlatıldığımı da ilave etmem lazım. işin garibi bir de sınavlar başlama arefesinde ve çevirmem gereken otuza yakın sayfam beni bekliyor. 12 veya 19 nisanda ders anlatmam gerekiyor, ki anlatabilmem için öncelikle kitabın ilgili kısmını çevirmem gerekli. çeviriye vakit bulabilsem çevireceğim, ancak zaman sıkıntı. ayrıca çok teknik terim var, ilk başlangıçta bayağı zorlanmıştım, gerçi geçen gün oturduğumda keyifli keyifli çeviriyordum ki tabii ki işim çıktı ve yarım kaldı. 4 sayfa çevirdim sanırım, 8 sayfam kaldı demektir bu.

ney nasıl gidiyor? ney aslında fena gitmiyor. pek muhterem hocamın askere gitmesinin yaklaşması nedeni ile son 4 haftadır iyi çalışıyorum. hatta bu hafta baya beğendi kendileri, ve hatta segah peşrev'in ikinci kısmını çalışmaya başladım. başını sonunu çıkardım gibi, ortaları bayağı kasış ama olacak inş. neden olmasın, çalışınca olur genellikle her şey. halen ritmde sıkıntı yaşıyorum, metronom ile uyumlu olamıyorum. onu da zamanla aşarım gibi geliyor, başlarda nota da okuyamıyordum, hatta ses de çıkmıyordu :) zamanla ilerliyor gibi. gerçi başlayalı 6 aydan fazla oldu, halen çok bi ilerleme olduğu söylenemez. zor enstürman, ne yapayım :) gitar olsaydı benim de elimde, gayet çılgın atıyor olabilirdim an itibari ile. işin garibi sevgili ensürmanım hayata karşı daha bir uysal olmamı, müzik zevkimin de daha yumuşağa dönmesine vesile oldu. artık eskisi gibi sert müziklerle pek işim olmamakta, onun yerine gayet sakin ve dünyanın değişik bölgelerinden albümlerle hemhal oluyorum. mesela şu an ömer faruk tekbilek dinliyorum, kendisi ile ilk tanışmamda, bir şarkısını bile dinlemeye sabredemeyip sıkılmıştım. çok enteresan valla.

sana eskisi kadar zaman ayıramıyorum sevgli günlük kızma bana, kendime de zaman ayıramıyorum şu sıralar. bir süre böyle gidecek gibi, uzunca bir süre de olaiblir şu an pek kestiremiyorum önümü ardımı. ne zaman tekrar yazabilirim bilmiyorum ama kal sağlıcakla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder