24 Şubat 2010 Çarşamba

Kül Bellek ve Üsküdar Tekel Sahnesi

sözlük yazarı olmanın kötü bir getirisi olan büyük harf kullanmamayı bu sanatsal aktivitenin başlığında uygulamadım. bu sayede en azından az sonra yazacaklarımın ne kadar banal olduğundan bir nebze olsun kurtulmaya çalışıyor olabilirim.

üsküdar'daki eski tekel deposunun tiyatro sahnesine dönüşümü epey haber olmu diye öğrenmem, kendisi ile tanışmamdan sonra oldu. açıkcası önceden harabe halindeki bu binanın tiyatro oluşu beni ziyadesiyle sevindirmişti, ve içerisini görmem bu sevincimi katladı. çok güzel şekilde restore etmişler ve gerçekten çok güzel bir sanat mekanı oluşturmuşlar. kendilerini tebrik ediyor, darısı, otopark yapılmak uğruna yakılan nice tarihi eserin başına diyorum. kül bellek'e gelince...



İşte sahnenin yer aldığı taş bina.

kül bellek tahminlerimin çok ötesinde bir oyundu, ben genel olarak özlü deyişlerle, ben sana ipucu vereyim sen oradan gerisini anlalarla falan uğraşabilen bir yapıya sahip değilim. bu nedenle şiiri de pek sevemedim, tabii ki sevdiğim şiirler var. ancak, dize dize şiirlerin ele alınmasını şair burada şunu demişleri falan hiç anlayamam. biliyorum çokları bayılır bu tarz filmlere, oyunlara, şiirlere. sanırım onlardan biri olmadığım için bu oyundan da pek bir şey anlamadım. gerçi pek sıkıldım da denemez, oyunculuklar iyiydi. devlet tiyatrolarının sitesinde oyunu şu şekilde anlatıyorlar. "Kimliği, cismi, insanları yok olmuş hayatları ziyaret eden bir adam ve bir kadın… Küllerin altından çıkardıkları bu hayatlara can verip, seyirciyle birlikte bir belleği yeniden oluştururlar. Adam ve kadının kurduğu oyunlarla, girdiği kimliklerle ve ziyaret ettiği anılarla, yakın Türkiye tarihi küller gibi sahneye saçılır." aslında en azından bu kadarını okuyup gitmiş olsaydım, sanırım o zaman bu kadar kasmazdım kendimi içeride, ee şimdi ne olacak, hum ne demek istedi ve en sonunda da bu kadar olay nasıl birbirine bağlanacak diye içim içimi kemirmezdi. ha, ne oldu, ben bunları düşünürken bi anda ışıklar söndü, sonra da oyuncular geldi, alkışladık falan fıstık.

son olarak oyun hakikaten çok ağırdı ve oyundan çıktığımızda, birlikte izlediğimiz 8 kişilik gruptan hiç kimse olayı çözememişti. bu bizim yetersiz enteleküel seviyemizden olabilir kabul, ancak bu bir savunma olabilir mi bilemiyorum.




oyundan resimler. ben çekmedim tabii ki, devlet tiyatrolarının sayfasından aldım. lütfenn! ama oyunda telefonu çalan şahsiyete de selam ederim, arkadaş kapamadın bari sesini kıs deği mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder