23 Ocak 2010 Cumartesi

karlı bir istanbul sabahına uyanmak, daraltıcı bir filmle ertesi sabaha uzanmak

gecenin bir yarısı olmuş yine. saat şu an 2 yi 11 geçiyor. hürriyet film kulübünde bugün aldığım başkalarının hayatı olarak çevrilmiş, das leben der anderen'i izliyodum ki, yorulduğumu farkettim. filmin bitmesine daha 1 saatten fazla var. gerçi dvdyi çoktan çıkarttım bilgisayarımdan, sonra izlerim sanırım. zira konu ağır, çok yavaş ilerliyor film ve dili de almanca. aslında almanca, beklediğimden daha hoş bir dil çıktı. italyancadan vazgeçip almancaya yönelmem için bir neden daha çıktı diyebilirim. zira italyancaya tam başladığım zaman böyle bir geri dönüş olamayacak, kaç aydır italyancaya hiç bakmadığımı, şu anda tüm bildiklerimi de unuttuğumu farzedersek, dönüş için bir fırsat doğmuş olabilir, bilemiyorum, emin değilim.

izlediğim filmden bahsetmişken, dinlediğimi de söyleyeyim, brian hyland - sealed with a kiss şu anda kulaklığımdan içeri sızıyor. 1962 yapımı, tam 60 ların havasını yansıtan bir şarkı, 60ları seven herkes bu şarkıyı da sever. hatta sevmeyenler de sever sanırım. hemen ardından the turtles happy together açacağım, hatta biraderim sadece bu şarkı için kısa film çekmek istediğini söylüyodu, öyle de bi şarkı valla. hemen ardından da bus stop gelir, evet evet gelir. onu da dinlemeyeli çok oldu özledim.

farklı konuya geçeyim. bugün karlı bir istanbul sabahına uyandık. başkasını bilmiyorum ama ben, uyanır uyanmaz yüzümü yıkamadan pencereye koşup kar yağmış mı diye baktım. gerçi pek kar yoktu sabah, ancak öğleye doğru pek güzel yağdı ve haberlere konu olan megaşehire kar yağdı, hayat felç oldu olayı gerçekleşti. gerçi yine öyle çok fazla kar olduğu söylenemez, ancak sokakların kar tuttuğu da ayrı bir gerçek. neyse çok güzel oldu böyle şehir, soğuk olmasa, kar sadece görüntü olsa süper bir şey. sokakta yaşamak zorunda kalanlar, sokak hayvanlarının üşümesi ayrı bir konu tabii. kediler üşüyormuş efenim, benim de yeni öğrendiğim bir gerçek bu. ben sanardım ki, onların kürkü yazları serin, kışları sıcak tutar onları, ne kadar körmüşüm. işin kötüsü arık nerede kedi görsem üşüyo mu diye bakmak zorunda kalıyorum, ıslanmış mı diye dikkat ediyorum ve malesef çoğu zaman da ufaklıklar üşüyor oluyorlar. çok fena bir durum insanın elinden gelen bir şeyin olmaması, can sıkıcı kesinlikle.

bu arada final dönemini de tamamlamış durumdayım. henüz notlar açıklanmadı, umarım kötü süprizlerle karşılaşmam.

blogumun tipini de değiştirdim, siyahlı, kedili bişi oldu. eskisinden tip olarak daha güzel durdu gibi, ama yine de okunurken gözleri yoruyor epeyce. arşivi de aylık olarak kaldırdım ki yazdığım yazının sayısını görüp yazmaktan vazgeçmeyeyim. fazla yazdığım aylarda, kendimi tutup daha az yazıyodum. sayılara fazla takıyorum galiba. ayrıca eski hikaye - denemelerimi de yavaş yavaş buradan yayınlamayı düşünüyorum. belki yeni yazı yazmam için gaza gelirim. kim bilir yeni yeni şeyler yazarım, içimde yazı yazmak için çok da istek olduğunu söyleyemiyorum malesef, ama belki bi şekilde gaza gelirim? kim bilir.

bugün ankaraya'da kar yağmış. orası da güzel olmuştur, karın yakışmayacağı şehir var mı zaten.

şimdilik bu kadar sanırım. saat 02 23, bu yazıyı yazmak 12 dakika aldı. ve hatta bus stop bile bitti, şimdi the herman's hermits cant you hear my heartbeat çalıyor :) güzel şarkı bence. neyse görüşürüz, kendinize iyi davranın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder