29 Temmuz 2009 Çarşamba

tavandaki beyaz nokta

tul kral masallari, masal no: 1.

sayfa 1 - 4.

tavandaki beyaz nokta

öyle, öylece oturuyordu...

tavandaki beyaz noktasına bakıyordu. beyninde dolanan garip düşünceleri beyaz noktada toplamaya çalışıyordu.

bence beyaz nokta düşüncede toplansın, 'onun başı kel mi' dedi. ellini burnuna götürdü. işaret parmağını burnuna soktu; gözü halen beyaz nokta da takılı idi.

şakacı arkadaşının hafiften arkasından geldiğini farkedememişti. burnunun maden arama tesisi olmadığını hatırlatmak için,

koluna alttan hafifçene vurdu. amma ve lakin alttan gelen bu tepki, beyindeki beyaz noktanın acı ile kırmızıya dönüşmesine vesile olmuştu bile... gözleri karardı. birden kendini beyaz noktanın içinde buldu..


her yer beyazdı!

korku ile birlikte, farkında olmadan bir kapının öünde durduğunu farketti...

karşıdaki beyaz ışık ona geeeeeel, geeeeeel diyordu. acaba gitmeli miydi? ve hatta ölmüş müydü? tavşan varsa ortalıkta alis'in harikalar diyarı da olabilirdi burası? yoksa matrix miydi? nereydi yahu, nereydi işte, nereydi???

ağır adımlarla içeri girdi. gözünü alan beyazdan bir nebze kurtulmuştu.

ilerlerdi. aynalarla kaplı bir koridora geldi. hiç ses yoktu. sessizliğin garip uğultusu kulaklarındayken, yüzünü aynaya döndü...


o da ne!? koskoca başka dünyaya gitmişti ama hala aynı salak espri anlayışı hüküm sürüyodu... komiklik aynaları karşısındaydı. bir tarafta upuzuuun, bi tarafta şipşikşko görünüyordu. benlik aynası, ne bileyim sihirli ayna beklerken karşısına çıkan aynalara morali bozulmuş, üzülmüştü belki de. gülerken, ağlıyordu. ağlarken, gülüyordu...


koridor içinde, hızlıca koşmaya başladı.


koşarken şakacı bir ayağın uzatıldığını görememişti panikten. çok artistik bir uçuşla kendini yerde buldu... yarebbim burası neresiydi be! mizah anlayışından dolayı kendisini korku filmi ögesi gibi hissetmeye başlamıştı. yerden kalktı. koştu...

merdivenleri gördü, tırmanmaya başladı.

yine bir kapının önüne gelmişti. biraz ürkek ve şaşkın, ağlamaklı yüz ifadesi ile karşılayabilmişti kapıyı. bu kapının şakalardan kurtuluş olduğuna kendisini iyice inandırdıktan sonra korkuyla kapıyı açtı. bir de ne görsün, karşısında inanılmaz bir yemek sofrası... ne ararsan var! kuş sütü de dahil olmak üzere her türlü yemek koccamaaaan bir masa üzerinde yer almakta... acıktığının da farkına varan ufaklık, kendisini tutamadan koşarak masanın yanına gitti.

en sevdiği yemeğe dokunacakken koyboldu. bir diğerine yöneldi kayboldu diğeri, diğeri, diğeri derken, masa boş kaldı... oysa ki, hiç bir şey yememişti. birden duvaralar hareket etti, zemin terse döndü. karanlık bir odada öylece duruyordu. işin kötüsü odada bir başına duruyodu ama zeminde değil, bu sefer tavandaydı. tavanda olması yetmezmiş gibi şimdi tekrardan

az önceki iştah açıcı sofra ortaya çıkmıştı. bulunduğu yerden zıplayıp masadaki yemeklere ulaşmaya çalışıyordu sürekli. yorulana kadar denedi durdu, baktı olacak gibi değil, üzgün üzgün oturuverdi yere... bir yarasa gibi baş aşağı duruyordu. birden kırmızı bir boya tüm tavanı sarmaya başlamıştı. masa gitmiş, karanlık odada yüzüne habire hızla birşey çarpıyordu. tokat gibiydi, canı acımaya başlamıştı. kayboldan masada kalan bir bardak suya atladı
her yer yine beyazdı...

gözlerini açtığında, kendini yerde buldu. arkadaşının son tokadı ile ayılmıştı. şaşkın bakışlarla tavandaki beyaz noktaya baktı, sonra işaret parmağındaki kana. burnu kanıyordu ve bayılmıştı. arkadaşının tokatları ile kendine gelmişti, birden kapı açıldı ve annesi haydi yemeğe diye seslendi.


yerinden kalktı, beyaz noktaya baktı...

burnundaki acıyla yavaş yavaş merdivenleden inerek yemek odasına gitmeye çalışıyodu. holden geçerken küçükken aldırdığı şaka aynalarını gördü. bir uzun, bir şişko, aman da ne komikti! şimdi hatıra diye kalmıştı...

dalgın dalgın, yemek odasına doğru yürürken kardeşi çelme takıp düşürmüştü yere. hey allam yarebbim diye söylenirken bu kabusun bitmesini umarak kapıyı açtı. bir de ne görsün? süper bir masa!

allahım nolursun noluuurrrsssuuunn tavanda yürümek istemiyorum diye dua ederken, annesi ve ailesinin şaşkın bakışlarını farketti.

tavana baktı. yemek odalarının tavanındaki büyük aynaya baktı. 'ne oluyor bana yahu' derken, masaya çarptı. en sevdiği yemek dökülmüştü...

masaya oturdu. tuzluğa uzanacaktı, bir başkası kaptı. ekmeğe uzanacaktı ekmek bitti. meyve suyu da bitmişti. korku dolu gözlerle masadakilere baktı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder