13 Mart 2009 Cuma

oyun oynamak, ps ve become a legend

eveet, evet.

uzun zaman sonra oyun oynamaya başladım. her ne kadar bu durumda dış etmenlerin payı olsa da son birkaç günde ciddi şekilde oyun oynadığım gerçeğini değiştirmiyor. ne zaman oyun mevzusu açılsa bildiğim iki oyun olduğunu bunların da age of empires 2 ile cm manager 01-02 olduğunu söylerdim. artık bu iki oyuna pes 2009'u da eklemem gerekecek. gerçi pes'in bir modu olan become a legendi oynuyorum sadece ama bu da pes sayılır sanırım.

bu become a legend denilen mod, sizin sahip olduğunuz bir futbolcu karakterini yönlendirmeniz ile futbolcunun gelişmesini falan konu alıyor. daha önce goal filmini izlediyseniz şayet, ister istemez içinizde bir futbol yıldızı oluşturma isteğiniz oluyor.

neyse efendim, sözü çok da uzatmanın manası yok. siz oynamayın, fena sarıyor zira.

bu karakterin ne yaptığını ettiğini vampircik.com'da ki become a legend başlığında yazmıştım, isterseniz oradaki yazıyı buraya da yapıştırayım da, dileyenler karakterim ne yapmış, ne etmiş görsünler...

işte yazı:

az sonra okuyacaklarınız oyunun acemisi olmam ile alakalı olabilir de, olmayabilir de... pes adlı oyundaki bir oyuncunun gelişiminin kelimelerle ifade edilmesidir, okuyacağınız...


efenim mini mini birler tadında sahip olduğunuz karakter 17 yaşında, dostluk maçı, deneme maçı gibim bişi ile futbol hayatına adımını atıyor. bu maçı izleyen gözlemciler de, şayet beğenirlerse sizi kadroalrına katmak için teklif yapıyorlar.

benim oyunum da bu şekilde başlamıştı. hazırlık maçında pek bir varlık gösterememiştim, pres vs. tamam da vücuda tam hakim olamadığımdan çabuk kesilmiştim vs. sonuç olarak, bir forvet olarak gol atamadan bitirdiğim bir maç olmuştu benim için bu deneme maçı. ancak gözlemciler bende ışık görmüştü ki, 4 - 5 takımdan teklif almıştım. aralarından italyan liginde oynamak istediğimden chievo'yu seçtim kendime...

işte profesyonel hayatım da bu şekilde başlamıştı. başlamıştı ancak, hayvani zor olmasının yanı sıra, vücudun da dayanıksız ve yeteneklerimin de oturmamış olması nedeni ile kabus gibi bir sezon beni bekliyordu. yedek medek başlamışken ara ara ilk 11 olmaya başlamıştım; ancak gol dediğimiz naneyi atmayı bir türlü beceremiyordum. bırakın gol atmayı, şut çeksem kendimi şanslı sayıyordum. uzun lafın kısası chievo'da yarım sezon kaldım ve ara transfer döneminde kendimce kolay olduğunu düşündüğüm hollanda liginin yolunu tuttum. bu arada chievo'da da 12 maç forma şansı bulup sadece 1 gol atma başarısı göstermiştim.

chievo'dan, hollanda'ya geçtiğimde, büyük beklentilerim vardı. italyan ligininin sertliği ne kadar ünlüdür bilirsiniz. hollanda da şeker gibi bir ligin beni beklediğini zannediyordum. yanılmışım! gayet sert ve katı defans uygulayan bir ligmiş meğer. bu ligde de top süremez, adam geçemez olmuştum. üstüne üstlük şu an adını bile hatırlayamadığım orta alt sıralara oynayan dandirik bir takımda yer alıyordum. hocanın beni top süremediğim halde orta saha ve kanatlarda denemesi ile iyice hayattan bezmiş, darmadağın olmuştum ve de bu takımda da yarım sezon oynadıktan sonra ayrılmaya karar vermiştim. zar zor çıktığım 11 maçta ne gol, ne de asist yapma başarısı gösterebilmiştim. hollanda maceramdan sonra, ilk göz ağrım olan italya'ya geri dönmeye karar vermiştim. sezon sonu gelen tekliflerin arasından torino'yu kendime takım seçmiştim...

tekrardan italya günleri başlamıştı. her ne kadar gol atamayan bir topçu da olsam, forvette yer almaya devam ediyordum. bu arada torino'da yavaş yavaş yedek başlamaya başlamıştım bile. bir kaç maç geçmeden ilk 11de kendime yer bulmaya başladım. torino üçlü forvet hattına sahip olsa da çok zor gol atan bir takımdı. ancak gol atamamasına rağmen gol de yemeyen bir yapısı vardı. bu takımda kendime göre üstün bir performans sergileyip yarı sezonu 3 golle tamamladım. bu 3 golü küçümsemeyin, takımın en skoreri ben olmuştum. iyi kötü ilk 11de yerim hazırdı, pas alabiliyordum vs. vs. ancak sezonun ortası gelip de, transfer teklifleri gelmeye başlayınca, kafam karıştı ve bu sefer de fransa'nın yolları bana görünmüştü. 17 maçta 3 gollük torino performansımdan sonra, bu sefer de takımım nice'ydi...

fransa'da artık patlama yapacağımı düşünüyordum. çok fena olmayan torino macerasından sonra artık keyfim, güvenim tamdı. ancak patlama dışa dönük değil, içe dönük oldu. fransa macerası tam anlamıyla içimde patlamıştı... bir türlü pas alamıyordum, rakip savunmaları taş gibiydi, adam geçmekte çok zorlanıyordum, bırakın golü, şut bile çekemiyordum. nice ile 11 maça çıkabildim ve 1 asist yaptım. hayatımın ilk asistini nice forması ile yapmıştım. sezon sonu göründüğünde, nice'de kalmam söz konusu bile olamazdı ve gelen teklifler arasında kafama yatan tek takım olan newcastle united'in yolunu tutmuştum.

newcastle'ye gitmeden önce, newcastle'nin forvet hattından bihaberdim. gidince, nasıl yer bulacağım konusunda strese girdim. zira owen, martins, viduka ve ameobi'den oluşan acayip bir hatta sahipti newcastle. ancak ilk üç maçlık yedekliğimden sonra artık yavaş yavaş ilk 11 de yer bulmaya başlamıştım. zaten owen, martins ile oynamak da acayip keyifliydi. newcastle günlerimde atacking, body balance gibi özelliklerimde iyileşme gösterdim. dolaştığım onca yerin de kattığı tecrübe ile karakterim daha bir güçlenmişti, daha hızlı top sürmeye başlamış ve daha iyi şut çekmeye başlamıştı. bu kadar anlattığıma bakmayın newcastlede görüntü var gibi olsa da sonuç yoktu. kaldığım tam bir sezon boyunca fileleri sadece bir kez havalandırabilmiştim. bu bir golün yanında da 2 asistim vardı. toplam 25 maçlık newcastle yolcuğumda 1 gol 2 asistlik bir performans sergilemiştim. sezon sonunda artık takımdan ayrılma isteği dduymaya başlamıştım, her ne kadar newcastle'yi sevsem de bol gol atmak istediğimden, daha önce en iyi performansı sergilediğim italya'ya dönmeye karar verdim. sezon sonundatorino'nun beni istemesini beklerken, itaya'dan sadece napoli bana talip oldu. biraz da mecburiyetten napoli yolları bana görünmüştü.

gök mavi formayı sırtıma geçirdikten sonra, ligde üst sıralara oynamaya çalışan napoli'de gol aramaya başladım. iki forvetlik sistemi maalesef benim oyun stilime uymuyordu. ne pas veren vardı, ne de beni umursayan. zorlu geçen yarım sezonda hiçbir varlık gösteremedim. sezonun son maçında zor da olsa bir asist yapabiliştim sadece. sezon arası geldiğinde artık tek istediğim napoli'den olabildiğince uzaklaşmaktı...

gelen tekliflerden deportivo la coruna'yı üst sıralara oynadığı için seçtim. ilk maç yedekten girdiğim çata 2-0 gerideki takımım için 2 gol atarak beraberliği sağladım. ertesi maç da barcelona'ya 1-0 mağlup durumdayken sonradan girip 1-1 i getiren golü attım. 2 maçta 3 gollük performans beni kendimden geçirmişti, hayatımda en fazla bir sezonda 3 gol atmışken şimdi 2 maçta 3 golü bulmuştum. galiba deportivo'ya aşık oluyordum. her neyse hala deportivo'dayım 12 maçta 6 golüm var. il 11 oynuyorum, kadroya alınmadığım maçlar olsa da, olsun. bu takımdan ayrılmayı sanırım uzunca bir süre düşünmüyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder